Müşteri Hizmetleri


05333877807

Araç Kiralama Fiyatları

AYDIN Hakkında Genel Bilgiler İklim Akdeniz’in bir yan uzantısı olan Ege Denizinin etkisi nedeniyle İl’de genel olarak Akdeniz iklim tipi yaygın olup; yazları kurak ve sıcak, kışların ılık ve yağışlı geçmektedir. İl’de yağışın hemen hepsi yağmur şeklinde olup, mevsimlere göre dağılışı; ilkbahar aylarında 161,4 mm, yaz aylarında 58,9 mm, sonbahar aylarında 153,3 mm ve kış aylarında ise 299,1 mm yağış görülmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı 672,7 mm’dir. Aydın ilinde yıllık ortalama sıcaklık 17.1 °C’dir. En yüksek ortalama sıcaklık Temmuz ayında 34,80C ve en düşük ortalama sıcaklık ise Ocak ayında 4,10C olarak tespit edilmiştir. Mevsimlere göre sıcaklık ortalamaları; İlkbahar aylarında 15,50C, Yaz aylarında 26.30C, Sonbahar aylarında 17,70C ve Kış aylarında 8.70C’dır. Yılda ortalama olarak 13.1 gün donla geçer. Yılın en az 9 ayında ortalama sıcaklık 100C’dan fazladır. Yılda ortalama 99.6 gün yağışlı, 0.13 gün karlı geçer. Max. kar kalınlığı 12 cm olarak kaydedilmiştir. Yağışların % 70’i kış periyodundadır. Hakim rüzgar yönü, W (Batı)’dır. Kaynak: http://www.csb.gov.tr/turkce/dosya/ced/icdr2011/aydin_icdr2011.pdf - 07.05.2014 Bitki Örtüsü Akbük Flora Akdeniz bitki coğrafyasına giren Ege Bölgesinde ve Aydın ili bitki örtüsünde yaygın orman ağacı Kızılçam (Pinus brutia) ve Karaçam (Pinus nigra)’dır. Kızılçamlar Aydın ve Menteşe Dağlarının güney yamaçlarında 800 m. ye kadar yükselirler. Bu dağların kuzey yamaçlarında Karaçam ve kestane toplulukları bulunmaktadır. Fıstık Çamı özellikle Koçarlı ilçesinde ve özel ağaçlandırma sahalarında bulunur. Aydın Dağlarında Gedik mevkiinde 400-1000 m. tarasında kestane toplulukları bulunur. Bu ormanların içinde sarı çiçekli kızılçık, kırmızı meyvalı kızılcık, keçi söğüdü, aksöğüt, meşe türleri ile böğürtlen, akçakesme, sandal gibi maki türleride bulunmaktadır. Ayrıca kestanelerin arasında Akçaağaç yapraklı üvez, fındık ve ıhlamur görülmektedir. Kaynak: http://www.csb.gov.tr/turkce/dosya/ced/icdr2011/aydin_icdr2011.pdf - 07.05.2014 Fauna İlimizde yer alan Dilek Yarımadası- Büyük Menderes Deltası Milli Parkında, 255 tür kuş yaşamaktadır. Memelilerden, Yaban Domuzu, Vaşak, Tilki, Tavşan, Sansar, Çakal, Sırtlan, Yaban Kedisi, Yabani Atlar yaşar. Kuş türlerinden Kızıl Şahin, Akkuyruklu Kartal, Şahin, Angıt, Keklik, Küçük Kerkenez ve ötücü kuş türleri ilde yaşayan önemli kuş türleridir. Aydın ili’nin dağlık kesimlerinde özellikleri Çine ilçesi çevresindeki yüksek dağ orman alanlarında kuş göç mevsiminde ötücü kuş konaklama ve barınma alanları tespit edilmiştir. Bafa Gölü yakınında Beşparmak dağlarında nesli tükenme sınırında olan Akkuyruklu Kartal yaşamaktadır. Bafa Gölündeki adacıklarda Kaşıkçı kuşu yuva yapmaktadır. Ayrıca yine nesli tükenme sınırında olan Küçük Kerkenez ilimizdeki bir köyde üremektedir. Büyük Menderes deltasında yapılan araştırmalar sonucu 255 kuş türünün yaşadığı ve 70 kuş türünün kuluçkaya yattığı tespit edilmiştir. Dünyada nesli tükenme sınırında olan ve dünyadaki toplam sayıları 3000 olduğu tahmin edilen Tepeli pelikan (Pelecanus crispus) Karina lagünündeki adacıklarda kuluçkaya yatmaktadır. Bu adacıklar ayrıca, Küçük Akbalıkçıl, Gri Balıkçıl, Suna, Gümüş Martı, 31 Sumru, Deniz Kırlangıcı, Yalıçapkını gibi türler tarafından da üreme alanı olarak kullanılmaktadır. Flamingolar her kış deltada konaklamakta olup 2007 yılı kış ortası kuş sayımlarında toplam flamingo sayısı 8.400 olarak tespit edilmiştir. Uluslararası ölçülere göre birinci sınıf sulak alan kapsamına giren Deltada 2007 yılı kış ortası kuş sayımlarında 140.000’den fazla su kuşu sayılmıştır. Kaynak: http://www.aydinkulturturizm.gov.tr/TR,64356/tarihce.html - 07.05.2014 Ekonomik Yapı Aydın 1945’lerden bu yana bulunduğu Batı Anadolu Bölgesinin İzmir ve Manisa ile birlikte başlıca göç çekim merkezlerinden birini oluşturmakta ve önemli bir nüfus akımına konu olmaktadır. 1950’li yılların ortasında özellikle ilk dönemlerde önemli boyutlara ulaşan bir göç verme sürecine girmiştir, İlin verdiği göç genellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük metropollere uzun mesafeli, kesin nitelikte aile ölçeğinde göçlerdir. 1960’lardan sonra önemini koruyan kısa mesafeli geçici göçler yanında uzun mesafeli, kesin nitelikte aile göçlerine de konu olması, bu olumsuz etkiyi gidermiş ve 15-64 yaş grubu payı yeniden yükselirken faal nüfustaki artış, genel nüfusa eşitlenmiştir. Faaliyet oranı ise 1965-1975 döneminde aynı kalmış, değişmemiştir, Aynı zamanda aldığı göçün göreli önemi de artmış ve göç yolu ile net nüfus kazancı kayda değer bir oranda yükselmiştir. 1965-1970 döneminde diğer illere göçen 46,477 kişiye karşılık 55,812 kişi Aydın’a gelmiş, böylece ilin net nüfus kazancı 9,335 kişiye ulaşmıştır. Bunun genel nüfusa kazancı 17,1‘ dir, Böylece Aydın, net göç oranı açısından bulunduğu Batı Anadolu Bölgesinin İzmir’den sonra ikinci önemli ili olmaktadır. Aydın’ın aldığı göçte özellikle Kuşadası ve Didim’de yoğunlaşan turizm hareketinin de belirli bir payı vardır. Aydın’a göç eden nüfusun ekonomik nitelikleri de hareketin genelde tarım kesimi mevsimlik iş gücü talebine yanıt veren geçici bir göç düzeyinde olduğunu göstermektedir. Göç edenlerin iş kollarına göre dağılımında tarım kesimi en yüksek paya sahiptir. İkinci sırada hizmetlerin gelmesi, turizmin yarattığı iş olanaklarının Aydın’a göçü özendirdiğini ifade eder. Göç edenlerin çalıştıkları iş yerlerine göre dağılımında ise ücretliler belirli bir paya sahiptir. Ücretliler içinde kadınların ve yardımcı aile işçilerinin ağırlık taşıması da pamuk ve zeytin gibi ürünlerin toplanmasında geleneksel olarak kadın ve çocuk iş gücünün tercih edilmesi sonucudur. Göç edenlerin esas meslek olarak bölünüşünde, tarım dışında ilmi ve teknik elemanlarla, serbest meslek sahipleri ve kişisel hizmetlerde çalışanlar önemli sayılacak paylara sahiptir. Ancak bu paylar, Türkiye genelindekine uygun bir dağılım göstermekle birlikte turizm hareketinin etkisini taşımaktadır. İlde son yıllarda artan nüfusta, açılan Üniversitenin payı büyüktür. Bu, göç eden nüfusun niteliğini de değiştirmiştir. Kaynak: http://www.csb.gov.tr/turkce/dosya/ced/icdr2011/aydin_icdr2011.pdf - 07.05.2014 Yamaç Paraşütü Aydın İlçeleri DİDİM : Merkez ilçeye 101 km. uzaklıktadır. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 64.643 Alan: 334 km2 Belde: 3 Köy: 5 YENİPAZAR : İl merkezine uzaklığı 40 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 13.174 Alan: 194 km2 Belde: 1 Köy: 14 ÇİNE : Aydın il merkezine 38 km. uzaklıktadır. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 51.020 Alan: 915 km2 Belde: 2 Köy: 65 GERMENCİK : Aydın il merkezine uzaklığı 22 km’dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli ve Söke - Nazilli seferleriyle ulaşım mümkündür. Nüfus: 43.209 Alan: 409 km2 Belde: 4 Köy: 27 KARACASU : İl merkezine uzaklığı 81 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 19.807 Alan: 796 km2 Belde: 4 Köy: 29 İNCİRLİOVA : İl merkezine uzaklığı 11 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli ve Söke - Nazilli seferleriyle ulaşım mümkündür. Nüfus: 45.343 Alan: 215 km2 Belde: 2 Köy: 21 KOÇARLI : İl merkezine uzaklığı 21 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 24.266 Alan: 470 km2 Belde: 3 Köy: 44 SULTANHİSAR : İl merkezine uzaklığı 29 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli ve Söke - Nazilli seferleriyle ilçeye ulaşım mümkündür. İzmir-Afyon demiryolu ve İzmir-Denizli Karayolunun kentin içinden geçmesi, ulaşım ve ticareti olumlu yönde etkiler. Nüfus: 21.114 Alan: 237 km2 Belde: 3 Köy: 11 KARPUZLU : İl merkezine uzaklığı 54 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Nüfus: 11.777 Alan: 254 km2 Belde: 1 Köy: 18 BOZDOĞAN : Büyük Menderes havzasının güneyinde Akçay'ın suladığı ovanın yanında yükselen Madran dağı eteklerindeki iki tepe üzerine kurulmuştur. Aydın'a 76 km. uzaklıktaki ilçenin ekonomisi tarıma dayalıdır. Bazı kaynaklara göre Bozdoğan’ın 13.yy sonlarında kurulduğu ifade edilmekle birlikte, yöredeki tarihsel yapı kalıntıları ve buluntular çok eski çağlara aittir. Daha sonraki Roma, Bizans ve Selçuklu kültürlerinin izlerini taşıyan eserler de vardır. Koyuncular köyü yakınında bulunan Neopolis, Kavaklı köyü yakınındaki Bargasa yerleşmeleriyle Körteke kalesi, Örtülü ve Konaklı köylerindeki Sarnıçlar ve Kemer Köprüsü bunların başlıca örnekleridir. Kemer Barajı gölü çevresi, Madran dağı gibi birçok doğal güzelliklere sahiptir. Madran dağı eteklerinden çıkan memba suyu ünlüdür. Serin yaylaları, bol suları ile doğa turizmine açık yöre, her yana serpilmiş çeşitli kültür eserleri ile gezilip görülmesi gereken bir yerdir. Ekonomi tamamen tarıma dayalıdır. Başta zeytin, incir, üzüm, pamuk, kendir olmak üzere her çeşit meyve ve sebze yetiştirilir. İlçede Büyük Menderes ırmağının kolu olan Akçay üzerinde bulunan Kemer Baraj Köprüsü, Bozdoğan-Altıntaş yolu üzerinde Armutalan Köprüsü, Körteke kalesi ile Piginda antik kenti bulunmaktadır. Nüfus: 34.930 Alan: 860 km2 Belde: 2 Köy: 44 BUHARKENT : Aydın il merkezinin 84 km. doğusunda İzmir-Denizli karayolu üzerindedir. Anayol üzerinde bulunması ticaret ve sanayileşme hareketlerinde gelişme sağlamaktadır. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli seferleriyle ulaşım mümkündür. Nüfus: 12.466 Alan: 102 km2 Belde: 1 Köy: 8 NAZİLLİ : İl merkezine uzaklığı 45km'dir. Sahip olduğu ulaşım kolaylıkları ve bereketli toprakları nedeniyle tarım çok önemlidir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli ve Söke - Nazilli seferleriyle ilçeye ulaşım mümkündür. Nüfus: 148.531 Alan: 666 km2 Belde: 4 Köy: 58 KUŞADASI : İl merkezine uzaklığı 56 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Söke ve Selçuk karayolları ile her iki yönde bağlı oluşu, Adnan Menderes Hava limanına yakınlığı, kruvaziyer turizmine uygun limanı ve uluslararası yat limanının bulunması Kuşadası’nı turizm yönünden daha önemli hale getirmiştir. Davutlar sahil beldesi ve ilçeye 24 km uzaklıktaki Dilek Yarımadası Milli Parkı ziyaretçiler için görülmeye değer yerlerdir. Nüfus: 94.995 Alan: 226 km2 Belde: 3 Köy: 6 KUYUCAK : İl merkezine uzaklığı 57 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD İzmir - Denizli seferleriyle ilçeye ulaşım mümkündür. Nüfus: 27.755 Alan: 499 km2 Belde: 6 Köy: 23 SÖKE : İl merkezine uzaklığı 51 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD Söke - Nazilli seferleriyle ilçeye ulaşım mümkündür. Nüfus: 115.541 Alan: 988 km2 Belde: 8 Köy: 34 KÖŞK : İl merkezine uzaklığı 19 km'dir. Diğer ilçelerle ulaşım taşıma birliğine ait minibüslerle gerçekleşmektedir. Ayrıca TCDD Söke - Nazilli seferleriyle ilçeye ulaşım mümkündür. Nüfus: 27.152 Alan: 146 km2 Belde: 1 Köy: 24 Tralleis Aydın Ulaşımı Demiryolu : Tren garı şehir merkezinde, Hükümet bulvarı ve Trenyolu Bulvarı arasında bulunmaktadır. Özel aracınızın yanısıra şehiriçi halk minibüsleriyle ulaşım mümkündür. Aydın il merkezi trenyolu ile İzmir'e 133 km, Denizli'ye ise 131 km uzaklıkta bulunmaktadır. Aydın ilini batı-doğu doğrultusunda kat eden Denizli-Aydın-İzmir demiryolu hattının üzerinde Söke, Ortaklar, Germencik, İncirliova, Aydın Merkez, Köşk, Sultanhisar, Nazilli, Kuyucak ve Buharkent ilçeleri bulunmaktadır. Çalışma saatleri: 06.00-22.00 Tel: 0 256 225 1824 Karayolu : Aydın, E-24 Aydın-Denizli ve Aydın-İzmir karayolları üzerindedir. İzmir'e otoyol bağlantısı ile 105 km. uzaklıkta olan Aydın il merkezi İstanbul'a 684 km, Ankara'ya 598 km, Denizli'ye 126 km, Muğla'ya 98,5 km, uzaklıktadır. Gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda ulaşımda gelişmişlik standartları yakalanmıştır. Aydın Şehirlerarası Otogarı 2014 yılı Nisan ayında hizmete girmiş olup, Aydın-Muğla Karayolunun 5. kilometresindedir. Denizyolu : Kuşadası limanı Türkiye'de denizyolu ile en fazla giriş-çıkış yapılan limanlardan biridir. Ayrıca, yaz sezonunda Didim'den Bodrum'a, Kuşadası'ndan Sisam Adası'na günlük seferler düzenlenmektedir. Tur yatlarıyla koyları ve civar adaları ziyaret etmek mümkündür. Ege adalarında turistik ring yaparak Efes turu için günü birlik yabancı turist getiren yolcu gemileri, yatlar ve motorların yanı sıra, feribotlarla da Kuşadası-Sisam seferleri yapılmaktadır. Havayolu : İzmir Adnan Menderes Havalimanı Aydın'a 94 km. uzaklıktadır. Merkezde küçük uçakların inebileceği Çıldır Havaalanı bulunmaktadır. Hava ulaşımına açılabilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Güvercinada Aydın Yeryüzü Şekilleri ve Bilgileri Akçaova : [Gölet] , Hacim: 2,44 hm3 Büyük Menderes : [Ova] , En büyük ova - Alan: 23.900 km2 Azap : [Göl] , Alan: 3,1 km2 Karabağlar (Görele) Kanyonu : [Kanyon] , Uzunluk 2,5 km. - Yükseklik: 100-250 mt. Beşparmak : [Dağ] , Yükseklik: 1367 mt Madran : [Dağ] , En yüksek dağ - Yükseklik: 1792 mt Yaylakavak : [Baraj Gölü] , Alan: 1,1 km2 Kemer : [Baraj Gölü] , Alan: 12,1 km2 Karıncalı : [Dağ] , Yükseklik: 1699 mt Bafa : [Göl] , Alan: 12.281 ha Topçam : [Baraj Gölü] , Alan: 4,4 km2 Kocagöl : [Göl] , Alan: 1,31 km2 Zeus : [Mağara] , Uzunluk: 20 mt. Sırtlanini : [Mağara] , Uzunluk: 450 mt Aydın Dağları : [Dağ] , Yükseklik: 1732 mt Büyük Menderes : [Nehir] , En uzun nehir, uzunluk: 584 km Göksel : [Dağ] , Yükseklik: 1412 mt Adnan Menderes : [Baraj Gölü] , Alan: 9,3 km2 İkizdere : [Baraj Gölü] , Alan: 5,6 km2 Dilek Yarımadası Milliparkı Aydın tarihçesi İskana uygun iklim koşulları ve bereketli toprakları ile “Uygarlıklar Vadisi” olarak adlandırdığımız Büyük Menderes Havzası tarihin her döneminde iskan edilmiş, yoğun bir kültür gelişimine sahne olmuştur. Havzanın kültür tarihini Peschlow tarafından Beşparmak Dağları’nda keşfedilen kaya resimleriyle günümüzden onbin yıl geriye götürmek mümkün olmuştur. Bu kültürel süreç içerisinde Aydın’ın önemli bir yeri vardır. İzmir - Denizli - Muğla yolları kavşağında olması onun bu önemini daha da arttırmaktadır. Prehistorik Devirlerde Aydın’da bir çok höyük ve yerleşim yeri tesbit edilmiştir. Bunlardan en önemlisi bugün Belediye sınırları içerisinde kalan Deştepe diğer adıyla Dedekuyusu höyüğüdür. Bu höyükten elde edilen seramik buluntularına göre yerleşimin tarihi M.Ö. 4500 yıllarına kadar gitmektedir. Araştırmacıların Ege ve Orta Anadolu’da yaptıkları incelemelerde, Aydın’ın ilk tarihi bilgilerine Hitit kaynaklarında rastladığı açıklanmaktadır. Hitit kaynaklarına dayanarak Apasa’nın Efes, Milavanda’nın Milet, Pariyana’nın Priene, İlyalanda’nın Alinda ve Waliwanda’nın Alabanda olduğunu biliniyor. Daha sonraları Ege kıyalarına gerek deniz yoluyla, gerekse doğudan ve kuzeyden gelen kavimlerin bu yöreyi istila etmesi sonucu yörede değişik uygarlıklar gelişir. Tralleis bu günkü Aydın, antik çağ yazarlarından Strabon’a göre Argoslu ve Trakyalı Kavimlerce kurulmuştur. İ.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda Batı Anadolu’ya Trakya’dan göç eden Kuzey kavimlerinin Nysa ve Magnesia gibi kentleri kurdukları ve daha önceki adı Atria olan Aydın’ı da onardıkları bilinmektedir. M.Ö. 400’de Spartalılar Aydın ve çevresini Perslerden almaya çalıştılar fakat başaramazlar. Tarihte ilk defa Spartalı General Thipron’un M.Ö. 400 yıllarında Perslere karşı giriştiği bağımsızlık savaşı sırasında anılan kent, M.Ö. 344’de Büyük İskender tarafından Pers egemenliğinden kurtarılır. Roma İmparatoru Neron döneminin sonuna kadar “Ceasarec” adıyla anılan Aydın, M.S. 1. yüzyılda “Tralleis” adıyla anılmaya başladı. Tralleis M.Ö. 260’da Magnesia Savaşlarından sonra da Bergama Krallarının eline geçer. M.Ö. 129’da Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaletine bağlanan Tralleis M.Ö. 26’da şiddetli bir depremden hasar gördü. İmparator Augustus’un yardımıyla onarıldı. İsmi Caesarea olarak değiştirildi. Bölgede başta Tralleis olmak üzere, Aphrodisias, Miletos, Alinda, Alabanda, Nysa, Magnesia, Amyzon, Panionion, Neopolis, Mastaura, Antiokya, Gerga, Akharaka, Harpasa, Piginda, Orthosia, Phygela gibi önemli antik kentler kurulmuştur. Bizans egemenliğindeyken piskoposluk merkezi olan kent 12. yüzyılda Türk’lerin eline geçti. Aydın Kenti 1282’de Menteşe Bey tarafından alınarak Menteşeoğulları topraklarına katılmıştır. Türkler, Ch. Texier’in belirttiği gibi mevkiinin korunaklı ve güzel olması nedeniyle şehrin adını Güzelhisar olarak değiştirmişler ancak Tralleis’de oturmayıp kentin güney eteğindeki Nekropol üzerinde yeni bir şehir kurmuşlardır. Güzelhisar daha sonra Aydınoğulları idaresine geçmiş ve 1426’da II.Murat tarafından Osmanlı topraklarına katılan kent Anadolu eyaletine bağlı bir sancak olur. II. Mahmut döneminde müşirlik, Tanzimat’tan sonra eyalet, 1867’de ise vilayet olur. Anadolu’nun ilk demiryolu Aydın-İzmir arasında yapılıp işletmeye açılır. 27 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edilir. 30 Haziran 1919’da geriye alınan kent tekrar işgal edilir ve 7 Eylül 1922 yılında işgalcilerden kurtarılır. Güzelhisar adı XVII. yüzyıla kadar kullanılmış, ancak Anadolu Eyaletinde diğeri Menemen’in kuzeyinde olmak üzere aynı isimli iki şehrin bulunması ve herhangi bir karışıklığa meydan verilmemesi için Aydın Sancağındaki anlamında “Aydın – Güzelhisarı” veya “Güzelhisarı – Aydın” denilmiştir. Bu isim XIX. yüzyılın sonlarına kadar kullanılmış, giderek Güzelhisar düşmüş Aydın revaç bulmuştur. Aydınlılar altı yüzyıllık “Güzelhisar” ismini bir vefa örneği olarak Aydın’ın bir mahallesinin adında yaşatmaktadırlar. Güzelhisarı Aydın 1811’de sancak, 1826’da da yeni yapılanan Aydın Eyaletinin merkezi olmuştur. Aydın bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. ili, modern bir kent, kültür ve tabiat varlıklarıyla bir açık hava müzesi görünümüyle yine tarihsel işlevini sürdürmektedir. BALIKESIR Hakkında Genel Bilgiler İklim Balıkesir yıllık ortalama yağış tutarları 569 mm (Balıkesir) ile708 mm (Edremit) arasında değişmektedir. Ancak bu değerlerin rasat dönemleri içinde yıldan yıla önemli farklar gösterdiği tespit edilmiştir. Örneğin;. Balıkesir'de 1937-1990 yılları arasında yağış rasatlarında her yıla ait ortalama yağış tutarları incelendiğinde, mutlak maksimum 910 mm ile 1940 yılma rastladığı, mutlak minimum değerinin" ise 360 mm olarak 1957'de kaydedilmiştir. Yıllık yağış tutarları, dağ sıralarının uzanış yönü ve yüksekliğine bağlı olarak artış gösterir. İl genelinde platolar ve dağlık kesimlerde yağışın arttığını, toprak ve bitki örtüsünde görülen farklılaşma ortaya koymaktadır. Nitekim; yüksek relief üzerinde asit reaksiyon gösteren kahverengi orman topraklarının ve karaçam ormanlarının yaygın olarak bulunması bu kesimlerde yağışın arttığını gösterir. (Örneğin:Kaz Dağları’ nın doğu ve güney yamaçları) İlde aylık ve mevsimlik yağış tutarlarının yıl içerisindeki dağılışına gelince, yağışın bu açıdan göze çarpan ilk özelliği, yılı teşkil eden aylara ve mevsimlere dağılışının düzensiz olmasıdır. Gerçekten, ilde yağışların büyük bir kısmı kış mevsiminin etrafında toplanmıştır ve yıllık yağış tutarlarının yarısı veya yarısına yakın bir bölümü kış aylarında düşmektedir. Yaz aylarında düşen yağış ise son derece azdır. İlde en yağışlı ay Aralık, en kurak ay ise Ağustostur. Bu durum ilin yağış rejimi tipini ortaya koymaktadır. İlde yağış Eylül ve Ekim aylarındaki kısa süreli yağışlardan sonra artmaya başlar. En yüksek değere, Aralık ayında ulaşır. Ocak ve Şubat aylarından itibaren yağışlardaki azalma, Ağustos ayında minimum değere ulaşır. İlde yağışların yıllık dağılışında, yani yağış rejiminde kuvvetli bir benzerlik gözlenmekle birlikte, rasat istasyonlarının aylık ve mevsimlik yağış tutarları arasında, kıyılardan iç kısma doğru bir farklılık ve azalma görülmektedir. Rejimdeki uygunluk, yağışın mevsimlere göre dağılış oranlarında daha rahat olarak gözlenmektedir. Bu oranlara göre ilin her tarafında en yağışlı mevsim kış olmaktadır. Fakat kış mevsimine düşen yağış oranı ilin Ege Denizi kıyısında, Akdeniz yağış rejiminin etkisini daha fazla hissettirdiği Ayvalık' ta % 49.4, Edremit' te % 48.2 iken, Karadeniz' in etkisini arttırdığı Marmara sahili ve yakınındaki Bandırma' da % 43.1,Gönen' de % 40.7, iç kısımlarda ki Balıkesir' de % 43.2 ve Dursunbey' de % 40.9'dur. İlde yağış tutan veya yağış oranı fazla görünen ikinci mevsim bazı kısımlarda ilkbahar, bazılarında sonbahar mevsimidir. İlin kış mevsiminden sonra yağış tutan veya oranı en fazla ilkbahar mevsimi olan yerler Balıkesir, Burhaniye ve Dursunbey’ dir. Sonbahar mevsimi olan ilçeler ise Ayvalık, Bandırma, Edremit ve Gönen' dir. İlkbahar mevsiminde cephenin iç kısımlarda kısa bir süre oyalanması veya cephe kalktıktan sonra konveksiyon hareketleri yağış oranını az da olsa arttırmaktadır. Balıkesir ve Dursunbey’ de yaz yağışları oranında, Ege sahilindeki istasyonlara göre görülen nispi artışlar, iç kesimlerin etkisinden kaynaklanabilir. Bandırma ve Gönen’ deki yaz yağışları oranındaki artışlar, Karadeniz yağış rejiminin etkisi ile ilgili olabilir. Bununla birlikte ilde genelde hüküm süren yağış rejimi açıklanan bu özelliklere göre; Akdeniz yağış rejimine dahil edilebilir. Araştırma sahasının ovalık alanlarında, yıllık yağış miktarı 500-700 mm civarındadır. (Gönen, Manyas, Balıkesir, Ayvalık, Burhaniye, İvrindi, Kepsut, Bandırma, Bigadiç Ovaları). Ancak yükseltinin artması ile birlikte yağış miktarlarında da önemli artışlar görülmektedir. İldeki ovalık alanlarla bu alanların yanı başında yükselen relief arasında sıcaklık, rüzgar ve nem bakımından ortaya çıkan farklılaşma yağışlar açısından da kendini gösterir. Örneğin: Edremit ovası ile hemen yanı başında yer alan Kaz Dağları arasında toplam yağış miktarı bakımından büyük fark göze çarpar. Edremit Körfezi sahilinde yıllık yağış tutarı 700 mm dolayında iken, bu değer körfezin yaklaşık 15 km kuzeyinde Kaz Dağlarının doruğunda 1500 mm' yi aşar. Yağış ile ilgili özelliklerin belirtilmesinde yağışlı günler sayısı ve yağış şiddetinin de önem taşıdığı bilinmektedir. İlde yağışlı günlerin yıllık ortalama sayısı her tarafta aynı değildir. Bu sayı en fazla 110 gün-Gönen ve en az 63.6 gün-Ayvalık olarak belirlenmiştir. İlin dağlık alanlarında yağışlı gün sayısı daha da artar. Bunun yanısıra; yıllık yağış tutarlarında olduğu gibi, yağış gün sayılarının yıllar arası değişimlerinde de bir düzensizlik vardır. İldeki , yağışlı günlerin aylık ortalama sayısı bakımından en yüksek değerlere, yağışların en fazla olduğu kış aylarında rastlanılır. İlin Aralık ve Ocak aylarında yağışlı günlerin ortalama sayısı tüm istasyonlarda 10-16 gün arasında değişir. Yağışlı günler sayısı tüm ilde Şubat ayından itibaren azalmakta, Şubat' tan Nisan' a kadar olan dönemde 7-13 gün arasında değişen yağışlı günlerin sayısı, giderek azalır. En düşük değerlere, aynı zamanda ortalama yağış miktarının en az olduğu yaz aylarında ulaşır. Temmuz ve Ağustos ayları, en az yağış alan aylardır. Bu aylarda, ildeki yağışlı gün sayısı 0.5 gün ile 3 gün arasında değişmektedir. Sonbaharda başlayan ve kışın maksimuma ulaşan yağış miktarlarında olduğu kadar, yağışlı gün sayılarını arttırmak hususunda da önemli bir rol oynar. Bu durum; ilin tümü için geçerlidir. Yaz mevsiminde değerin düşük olması, yine bu mevsimde ki dinamik koşullardan ileri gelmektedir. İlde kaydedilen günlük maksimum yağışlar , ilde hüküm süren yağış rejimine uygun olarak genelde kış aylarında yüksek, yaz aylarında ise düşük değerler gösterir. En yüksek değerlere, sonbahar aylarında veya hava kütlelerinin taşıdığı mutlak nem miktarının fazla olduğu kış döneminde rastlanmaktadır. Balıkesir ve yakın çevresindeki yerlerde, kar yağışlı günlerin sayısı önemli bir sayıya ulaşmadığı gibi yağan karın erimeden yerde kalış süresi de genelde kısadır. Bununla birlikte Ege sahilindeki Ayvalık, Edremit, Burhaniye ile Marmara kıyısı yakınındaki Bandırma, Gönen ve iç kısımlarda kalan Balıkesir, Dursunbey arasında dikkati çeken farklar vardır. Meteoroloji istasyonlarının verilerine göre Ayvalık, Burhaniye ve Edremit' te kar yağışlı ve karla örtülü günlerin ortalama yıllık sayısı bir günü bulamadığı halde; Balıkesir, Bandırma ve Gönen' de 4-8 gün; Dursunbey' de 13-15 gün kadardır. Bunun ilin yüksek kısımlarında her yıl kış mevsiminde kar yağar ve ortalama olarak 15 günün üzerinde yerde kalabilir diyebiliriz. Ege sahilinde Ayvalık, Burhaniye ve Edremit' te kar yağışı son derece azdır ve toprak üstünde devamlı bir örtü oluşturmamaktadır. Meteoroloji istasyonlarının kayıtlarında da bu yerlere her yıl değil, bazen bir kaç yılda bir karın düştüğünü ve düşen karın yerde önemli bir örtü oluşturmadığı görülmektedir. İlde kar yağışı, soğuk hava kütlelerinin sahayı en çok etkilediği kış aylarında meydana gelmekle birlikte, kar yağışlı günlerin sayısı her yılın iklim karakterine ve o yıl hüküm süren hava şartlarına bağlı olarak değişmektedir. Sonuç olarak, Balıkesir ve yakın çevresinde yağışın zamana ve mekana dağılışında ilde etkili hava kütlelerinin ve fiziki coğrafya faktörlerinin önemli etkisi vardır. İlde yağışın yıl içerisindeki seyri büyük ölçüde cephelerin oluşumu ve hareketlerine bağlıdır. Kışın en yağışlı mevsim olması da Tropikal ve Polar hava kütleleri arasında oluşan cephenin ili bu mevsimde etkilemesinden kaynaklanır. İlkbaharda kutupsal hava kütleleri ve buna bağlı olarak cephe hareketleri etkisini giderek kaybeder ve neticede ilin yağış alma olasılığı da düşer. Yazın ise saha kuru ve stabil hava kütlelerinin etkisiyle kurak bir dönem yaşar. Sonbaharın başından itibaren görülen kısa süreli yağışların, basınç ve hava kütlelerindeki değişmelere uyarak yeniden yağışlı dönem izler. İldeki istasyonların verilerinden anlaşıldığına göre; Akdeniz iklimi, ilde yağış rejimleri üzerinde etkisini fazlasıyla hissettirmektedir. http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c1s1/makale/c1s1m2.pdf, adresinden 02.07.2014 tarihinde alınmıştır. Bitki Örtüsü Manyas Kuş Cenneti Flora İlimizin toplam arazi varlığının yaklaşık % 45' i orman arazisi, %32’ si kültür arazisi, % 8’ i çayır ve mera, %15 ’i kullanılmayan arazidir. İlin orman varlığının büyük bir kısmı Dursunbey, Bigadiç, Sındırgı, İvrindi ve Edremit ilçeleri civarında toplanmıştır. Orman varlığının büyük bir kısmı karaçam ve kızılçam, kayın, gürgen, meşe, söğüt, ılgın, çınar ağaçlarından ve zeytinliklerden oluşmaktadır. Yine bu ağaç türlerinin yanı sıra Kazdağları’ nda; Kazdağı Göknarı, Susurluk, Kepsut, Bandırma ve Gönen civarında kayın, gürgen, ve meşe türleri bulunmaktadır. Kapıdağ Yarımadası ağaç türleri açısından oldukça zengindir. Ayrıca Korucu ve Bigadiç civarında kestane, Gönen ormanlarında ıhlamur, Kepsut civarında kekik, sumak, Kazdağları’ nda ada çayı, dağ nanesi, kantaron, karabaş otu, pelin, defne, biberiye...vb. bitkiler bulunmaktadır. Ege kıyılarında makilere rastlanır. Palamut meşeleri ve zeytinliklerin kapladığı alan çok geniştir. İl’ de zeytincilik özellikle Edremit, Ayvalık, Burhaniye, Bandırma ve Erdek’ te önem kazanmıştır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65838/flora-ve-fauna.html, adresinden 02.07.2014 tarihinde alınmıştır. Fauna İlimiz, Anadolu’ ya kuzeybatıdan giren paleoartik bölgedeki en önemli kuş göç yollarından biri üzerinde bulunduğundan, her yıl değişik türden 3 milyona yakın kuşun barındığı, konakladığı ve kuluçkaya yattığı uğrak yeridir. Özellikle Bandırma Kuş Cenneti Milli Parkı’ nın ilimiz sınırları içinde bulunması nedeniyle kuş türleri yönünden oldukça çeşitlilik göstermektedir. Özellikle dalgıç ,tepeli pelikan, kaşıkçı, karabatak, gri balıkçıl, flamingo, kuğu, doğan, bıldırcın, turna, su tavuğu, bataklık kırlangıcı, ağaçkakan, ispinoz, sığırcık...vb. İlimizin iki denize de kıyı vermesi nedeniyle balık türleri ile de zengin olduğunu görüyoruz. Tatlı su balıkları olarak; sazan, kızılkanat, turna balığı, filise, yayın ve kavinne, deniz türlerinden; sardalya, hamsi, levrek, istavrit, lüfer, palamut, orkinos, kefal, kalkan, uskumru, sinagrit bol olanlardandır. İlimizde, karasal hayvan türleri, ormanların bulunduğu Dursunbey, Bigadiç, Sındırgı, İvrindi ve Edremit ilçelerinde yoğunlaşmaktadır. En çok görülen türler; Kirpi, gelincik, keklik, akdeniz köstebeği, benekli kaplumbağa, trakya kertenkelesi, çukurbaşlı yılan, yaban domuzu, kurt, çakal, tilki, andık vb... ‘dir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65838/flora-ve-fauna.html, adresinden 02.07.2014 tarihinde alınmıştır. Ekonomik Yapı TARIM İlimizde tarımsal faaliyetler topraktan gıda sanayiine kadar çok geniş sınırları kapsamaktadır. İlin sahil kesimi zeytincilik, bağcılık ve balıkçılıkla uğraşmakta, iç kısımlarda ise her türlü toprak mahsulü, ormancılık ve hayvancılık alanlarında faaliyet görülmektedir.İlimizin başlıca geçim kaynağı tarım ve tarıma dayalı sanayi olduğu gözlenir. Ekonomik faaliyetler içinde tarımın payı yaklaşık %49, sanayi ve hizmetlerin payı % 51 civarındadır.Tarımsal üretim bakımından Manyas, Gönen, Balıkesir, Edremit, Havran, Burhaniye ovaları önemli yer tutar. İlimizde başta zeytin, buğday, arpa, mısır, tütün, pamuk, ayçiçeği, şekerpancarı, yem bitkileri, kavun, karpuz, narenciye, sarımsak, şeftali, domates olmak üzere diğer sebze ve meyvelerin birçoğu yetiştirilmektedir.İlin coğrafi avantajlarından kaynaklanan ürün çeşitliliği dikkati çekmektedir. Başta un, yem, zeytin, zeytinyağı, salça konserve, nebati yağ, şeker tarımsal hammaddelere dayalı üretimin, Balıkesir ekonomisinde yeri büyüktür. Son yıllarda tavukçuluk, yumurta başta olmak üzere süt ve süt mamulleri sektörleri önemli yer tutmaktadır.İlimizde hayvancılık başlıca geçim kaynakları arasında yer almaktadır. Balıkesir’in denize kıyısı olan Ayvalık, Gömeç, Edremit, Burhaniye, Bandırma, Erdek, Gönen ilçeleridir.Bu ilçelerde balıkçılığın yanısıra Balya, Bandırma, Bigadiç,İvrindi, Manyas Kuş Gölü, Savaştepe, Sındırgı Çaygören baraj gölü, Susurluk Barajı Göl ve göletlerinde tarla balıkçılığı ile balıklandırma çalışması yapılmaktadır. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık, tavukçuluk, balıkçılık, arıcılık başlıca uğraş alanlarıdır.Buna bağlı olarak et, süt, süt ürünleri, yumurta üretebilmek, işleyebilmek için kesim hane, mandıra ve kümesler gibi işkolları oluşmuştur. SANAYİ Sanayi ve ticaret alanlarında atılımlarını sürdüren Balıkesir’ de tarımın geniş alanı kapsaması tarıma dayalı endüstri kollarının gelişmesini sağlamıştır. Balıkesir sanayi yapısı bakımından Ege ve Marmara Bölgeleri’ nin genel karakteristik yapısını taşımakta, İstanbul, İzmir, Bursa gibi büyük sanayi şehirlerine kara, deniz ve demiryolu ile bağlantıları bulunmaktadır. Körfez Bölgesi’ndeki Ayvalık, Burhaniye, Edremit, Havran ilçeleri geleneksel olarak tarımsal yapıları nedeniyle, zeytinyağı ve sabun sanayiinin merkezidir. İldeki modern fabrikalar ise, Balıkesir Merkez ve Bandırma’ dadır. Borik asit, boraks, sodyum perborat, sülfirik asit, transformator, kağıt, çimento, mermer, metal ürünleri, tarım alet ve makinaları, elektrikli cihazlar, suni dokuma, yapay gübre üreten fabrikalar bunların arasındadır. Merkez ilçede, tarım makinaları, çimento, sentetik çuval, trafo, jeneratör, un, Ayvalık ve Edremit’ te; zeytin, zeytinyağı ve sabun, Bandırma’ da beyaz et, ve gübre, Manyas ve Gönen’de; süt ve süt ürünleri, Dursunbey’de orman ürünleri, Bigadiç ve Sındırgı’da maden sektörleri yoğunlaşmıştır.Sanayi siciline kayıtlı kuruluş sayısı 467, 1 Sanayi Odası , 15 Küçük Sanayi Sitesi, 4 Organize Sanayi Bölgesi, 8 Ticaret Odası, 5 Ticaret Borsası, 97 Esnaf Odası, 2044 Kooperatif, 137 ihracatçı firma, 130 ithalatçı firma, 757 Anonim Şirket, 4135 Limited Şirket, 154 Sigorta Şirketi, 5929 Şahıs Şirketi mevcuttur. Balıkesir İli iç-dış ticaret hacmi 486.313.997.254.096. TL., İhracat Miktarı 80.699.902.$ ,ithalat miktarı 147.567.184.$, toplam tarım arazisi 510.456 hektar, toplam orman alanı 675.010. hektardır.MADENCİLİK Çeşitli ve karmaşık bir jeolojik yapıya sahip olan ilimiz, yeraltı kaynakları yönünden de oldukça zengindir. Bunların başında bor tuzları gelmektedir. Birçok sanayii ürününün yapımında kullanıldığı için çok önemli bir maden sayılan bor tuzları, ilimiz sınırları içinde çıkarılmaktadır. Sadece Türkiye çapında değil, dünyanın da en zengin rezervlerinden biri de ilimizdedir. Başlıca yatakları Sultançayırı, Bigadiç ve Taşköy dolaylarında olan bor tuzları; 19.yy’ dan beri işletilmekte olup yurt dışına ihraç edilmektedir. Bölgenin İstanbul’dan sonra en büyük ve en modern tesislere sahip olan Bandırma Limanı’ nından başta maden olmak üzere her türlü maddenin ihracat ve ithalatı yapılmaktadır. İhraç edilen maddelerin başında Boraks gelmektedir. Bunun dışında mermer, çimento, bitkisel yağlar, salça, meyve ve sebze, sentetik ihracı yapılmaktadır.İlimiz yer altı zenginlikleri bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Bordan sonra kömür, demir başta olmak üzere krom, mermer, bakır, kurşun, dolamit, antimuan, kaolen gibi maden yatakları rezerv bakımından zengindir. Maden ve Jeotermal kaynakları ilin en önemli doğal zenginlikleridir.Diğer madenlerimiz; demir (Eymir, Çarmık,Yaşyer ve Kazdağı Çevresi), kurşun ve çinko (Avcılar, Balya, Halılar, Altınoluk), kayatuzu (Taşköy), manganez (Temaşalık), talk (Kapıdağ), volfram ve molibden (Kalabak Köyü) ‘dir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65879/ekonomik-yapi.html, adresinden 02.07.2014 tarihinde alınmıştır. Antandros Antik Kenti Balıkesir İlçeleri Balya : İlçe 230 m. rakımlı, 952 km² yüzölçümlü olup, Balıkesir’ e uzaklığı 50 km.' dir. İlçenin 43 köyü, 2 beldesi bulunmaktadır. 2013 yılı sonu itibariyle nüfusu 14.153 olmuştur. Balıkesir-Çanakkale yolu ilçenin ulaşımını sağlar. Terminalden kalkan servisler bulunmaktadır. Susurluk : İlçenin yüzölçümü 945 km² , nüfusu 23.800 olup ilin kuzeydoğusunda yer almaktadır. Susurluk 1892’ de Bucak, 1926’ da İlçe olmuştur. 45 tane köyü 2 tane de beldesi bulunmaktadır. Ulaşım imkanları bakımından ilçe merkezi çok elverişli bir konumda olup, İstanbul, İzmir, Balıkesir ve Bandırma karayolu üzerindedir. Balıkesir’ e uzaklığı 45 km., Bursa iline uzaklığı 108 km' dir. İzmir-Bandırma demiryolu ilçeden geçmekte olup, en yakın sivil hava alanı ise 108 km. uzaklıktaki Bursa Havaalanıdır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65878/susurluk.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Savaştepe : 4 Mart 1954 tarihinde çıkarılan yasa ile 1 Haziran 1954 tarihinde Savaştepe ilçe merkezi haline gelir. Savaştepe ilçesi ulaşım olarak bir çok yolunun asfalt olması ile köylerde ilçe merkeziyle il merkezi arasındaki ulaşımı çözmüştür. Balıkesir – Soma yolu ilçe merkezinden geçtiğinden, ilçe halkının genel olarak ulaşım sorunu yoktur. İlçe sınırları içinden İzmir- Ankara –Bandırma demiryolu hattı geçmektedir. İle uzaklığı 54 km.' dir. Adrese dayalı nüfus sayımına göre İlçe nüfusu 20.201 olarak gerçekleşmiştir. Merkez nüfusu 9.368, köyler nüfusu 2.478’ i Sarıbeyler Beldesinde olmak üzere toplam 10.833’ dür. Merkez İlçe ve Sarıbeyler Beldesi olmak üzere iki belediye mevcut olup, her birinin beşer mahallesi bulunmaktadır. 44 köy muhtarlığı ve bunlara bağlı 27 köyaltı yerleşim birimi mevcuttur. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65876/savastepe.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Burhaniye : İlçe Merkezi, denizden 4 km. içeride olup, denizden 10 m. yüksekliktedir. Yüzölçümü 280 km²’ dir. İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 1 belde, 25 köy ve 11 mahalleden oluşmaktadır. 2013 yılı sonu itibariyle nüfusu 42.126 olmuştur. İlçenin Balıkesir’ e uzaklığı 97 km.’ dir. Balıkesir - İzmir - Çanakkale yol ayrımı üzerinde bulunan Burhaniye’ den bu üç ilimize günün her saatinde otobüs bulunabilmektedir. Ayrıca Bursa, Ankara ve İstanbul gibi büyük illerimize de her gün sabahtan gece yarısına kadar çeşitli saatlerde otobüs vardır. İlçe girişinde kurulan ve üç yıldır hizmet vermekte olan Havaalanı da ilçeye ulaşımda çok önemli bir olanak sağlamaktadır. Türk Hava Yolları haftada iki gün karşılıklı olarak İstanbul - Burhaniye seferleri yapmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65865/burhaniye.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Edremit : İlçe, Ege Bölgesi’ nin kuzeyinde-Çanakkale-İzmir karayolunun üstünde Edremit Körfezi’ nden 8 km. içerinde kurulmuştur. Balıkesir’ e 87 km., İzmir’ e 200 km. ve Çanakkale’ ye 135 km. uzaklıktadır. Edremit – Merkez ve Akçay Otogarı' ndan yurdun çeşitli yörelerine otobüs ve minibüs ile ulaşım sağlanmaktadır. Edremit’ ten yaklaşık 7 km. uzaklıkta İzmir karayolu kenarında Edremit Kocaseyit Havaalanı bulunmaktadır. Yaz sezonunda her gün İstanbul Sabiha Gökçen ve Ankara arası, kış sezonunda ise haftanın üç günü (Çarşamba, Cuma, Pazar) İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı' na uçak seferleri düzenlenmektedir. İlçenin yüzölçümü 708 km²’ dir. İlçe toplam nüfusu 125.018' dir. Bu nüfusun 53.826' sı ilçe merkezinde, 71.192' si belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçenin 5 beldesi 20 köyü bulunmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65867/edremit.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Erdek : Kapıdağ Marmara Denizi’ nin güney kıyısı ortasında yaklaşık 300m²’ lik üçgen şeklinde yarımadadır. Uzun bir kıyıya sahip olan Erdek’ in sahilleri genelde kumsal ve doğal plajdır. Ayrıca ormanlarla kaplı olup, bütünüyle av koruma sahasıdır. Kestane ve zeytin ağaçları göze çarpmaktadır. Denizden yüksekliği 0-10 m.' dir. Halkın tamamına yakını Mübadele zamanında gelen Selanik ve Girit göçmenlere dayanır. Erdek merkezin nüfus yapısı; Yerli Manavlar, Selanik-Karacaovalı Pomaklar, Boşnaklar, Giritliler, Tikveşli Pomaklar, Çerkezler, Romanlar, sonradan gelen Karadenizliler. Ocaklar, Narlı, İlhanlar, Doğanlar, Turanlar Ormanlı köyleri geneli Karacaovalı Pomaktır. Ayrıca Narlı ve İlhanlar köylerine az sayıda Giritli muhacirler de yerleşmiştir. Düzler, Yeniköy (Belkıs), Yukarıyapıcı ve Ballıpınar Köyleri Kavalalı Pomaktır. İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde ve 21 köy den oluşmaktadır. İlçe nüfusu 33.294 kişi olmuştur. Balıkesir’ e uzaklığı 107 km. olup Bandırma ve Gönen bağlantılı olarak İstanbul- Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük illerle ulaşım imkanı bulunmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65868/erdek.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Gömeç : İlçenin kıyı şeridi uzunluğu Merkez 4.400 m., Karaağaç 10.600 m., Keremköy 2.500 m. olup toplamda 17.500 m.' dir. Doğusunda Madra Dağı bulunmaktadır. İlçe yüzölçümü 223 km²’ dir. İlçede 2 belde, 9 köy, Merkezde 3 ve Karaağaç Beldesinde 1 mahalle bulunmaktadır. İlçe nüfusu son sayımlarda 11.795 kişi olmuştur. İlçemiz Çanakkale-İzmir (E-87) kara yolunun kıyısında yer almaktadır. Gömeç, İzmir’ e 170 km. Balıkesir’e 120 km. uzaklıktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65869/gomec.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Dursunbey : Balıkesir İlinin doğusunda yer alan ilçemizin rakımı 639 m., yüzölçümü 1952 km²' dir. İlçenin 103 adet köyü vardır. İlçenin nüfusu son sayımlarda 42.740 kişi olmuştur. İlçenin Balıkesir’ e uzaklığı 92 km.' dir. Günde 3 tren ve her saat başı otobüs ile ulaşmak mümkündür. İlçe aynı zamanda İzmir-Ankara demiryolu üzerinde olduğundan Balıkesir-Manisa ve İzmir güzergahı ile Kütahya-Eskişehir ve Ankara güzergahına günde 3 kez tren seferi bulunmaktadır. Ayrıca İlçe merkezinden Bursa iline de günde 2 kez düzenli toplu taşıma araçları işlemektedir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65866/dursunbey.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Havran : Havran, Ege Bölgesi’ nin Edremit Körfezi’ ne doğru uzanan verimli bir ovası üzerine kurulmuş, denizden 33 m. yükseklikte bir yerleşim yeridir. Yüzölçümü 543 km²' dir. İlçenin 1 belde, 26 köyü bulunmaktadır. Balıkesir’ e olan uzaklığı 78 km.' dir. Nüfusu son sayım itibariyle 28.050 kişi olmuştur. İlçeye Balıkesir Merkez otogarından kalkan otobüslerle ulaşılabileceği gibi diğer komşu ilçelerden de kolaylıkla gidilebilir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65871/havran.html, adresinden 30.04.214 tarihinde alınmıştır. Bandırma : Bandırma’ nın yüzölçümü 690 km² olup, denizden yüksekliği 1 m. ile 764 m. arasında değişmektedir. İlçenin kuzeyinde yer alan ve kendi adıyla anılan körfezin uzunluğu 31 km’ dir. Bandırma, önemli bir liman kentidir. İstanbul, Bursa ve İzmir illerinin ortasında Güney Marmara’ nın en önemli kentlerinden biridir. Bandırma’ nın 2013 yılı sonu itibariyle nüfusu 143.117 olmuştur. İlçenin 35 köyü 2 beldesi bulunmaktadır. Bandırma, sahip olduğu kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşım olanakları ile, ulaşımı oldukça kolay bir yerleşim birimidir. Karayolu ile Balıkesir üzerinden Ege’ ye ve güneye, Bursa üzerinden tüm Anadolu’ ya ve İstanbul’ a, Çanakkale üzerinden de Trakya’ ya, kısaca yurdumuzun her yanına rahat ulaşım olanağı olan bir kenttir. Denizyolu ulaşımında da Bandırma, son derece rahat bir konumda bulunmaktadır. Gelişmiş ve donanımlı limanı ile Marmara Bölgesinin giriş kapısı özelliğini taşımaktadır. 1998 yılında başlatılan İstanbul-Bandırma arasındaki hızlı feribot (araç + yolcu) ve deniz otobüsü (yolcu) seferleri, Bandırma – İstanbul ulaşımına büyük kolaylık getirmiştir. Yaz aylarında karşılıklı altı seferin üzerine çıkan yoğun taşıma programı ile, iki saat gibi kısa bir zamanda, üstelik rahat bir yolculukla İstanbul’ a ulaşmak mümkündür. Demiryolunu tercih edenler için ise; her gün yapılan Bandırma – Balıkesir - İzmir arasındaki düzenli tren seferleri, farklı bir ulaşım alternatifi sunmaktadır. Deniz yolu ulaşımı ile Marmara’ yı Ege’ ye ve Akdeniz’ e bağlayan İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş. bağlı deniz otobüsleri periyodik olarak seferler yapmaktadır. Bandırma İstanbul arası 62 deniz mili olup yaz sezonunda sefer sayıları değişmektedir. Demir yolu ulaşımı olarak ilçeden Balıkesir, Akhisar, Manisa, İzmir’ e gitmek üzere karşılıklı olarak tren seferleri yapılmaktadır. İvrindi : İvrindi, Balıkesir’ in güneybatısında ve 37 km. mesafede olup, Balıkesir-Edremit yolu üzerinde 35.km.’ den sonra 2 km. içeride kalmaktadır. İlçe 751 km² alana sahip olup, denizden yüksekliği 190 m.’ dir. İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 4 belde, 66 köy ve 4 (Yedi Eylül, Sakarya, Bedrettin, Kurtuluş) mahalleden oluşmaktadır. İlçenin nüfusu son sayımlar itibariyle 35.914 kişi olmuştur. Balıkesir merkezinden kalkan minibüs ve otobüslerle ulaşmak mümkündür. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65872/ivrindi.html, adresinden 30.04.2014 alınmıştır. Gönen : İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 33 m. ve toplam alanı 1152 km² olup 40°06’ kuzey enlemleri ile 27° 38’ doğu boylamlarında yer almaktadır, arazi genellikle ovalık, batısı ve güneyi dağlıktır. İlçede 89 köy ve 1 belde (Sarıköy) vardır. En son Genel Nüfus Sayımına göre Belde ve Köyler dahil nufusu 73.637 kişi olmuştur. Nüfus yoğunluğu kilometre kare başına 85 kişidir. Merkez nüfus 1990' da 26.000, 2000' de 36.000. İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 71.804' dir. Bunun 36.263' ü ilçe merkezinde, 35.541' i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır. Adrese dayalı son nüfus sayımında ise ilçe merkezinin nüfusu 44.641 kişi olmuştur. İlçeye ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. İlçe Merkezi Bandırma-Balya yolu güzergahında olup, Balıkesir' e 135 km., Çanakkale' ye 140 km., Bursa' ya 150 km. uzaklıktadır. Ayrıca Bandırma, Erdek, Biga, Manyas ve Balya ilçelerine asfalt yol ile bağlıdır. Karadan İstanbul, İzmir ve Ankara ile karşılıklı doğrudan otobüs seferler vardır. Tren seferleri ile İzmir-Bandırma bağlantılıdır. İstanbul ve İzmir' den uluslararası Havaalanı, Balıkesir, Bandırma Askeri Havaalanı, Bursa'dan Bursa Havaalanı bağlantısı vardır. İstanbul' dan Bandırma' ya düzenli olarak Deniz otobüsü ve Hızlı Feribot seferleri yapılmaktadır. İstanbul-Bandırma arası deniz yolculuğu yaklaşık 2 saat sürer. Bandırma' dan Gönen' e karayolu uzunluğu 44 km. olup 35 dakikada ulaşılır. Balkan göçmeni Türkler(Muhacır)36 köy, (9 köy karışık) , (Pomak) 8 köy, Kafkas göçmenleri (Çerkes) 13 köy , (Gürcü) 7 köy , (Kırım Tatarı)1 köy, (Yörükler)26 köy, ( 7 tanesi karışık ) Manavlar(Yerli Türk boyları) 8 köy (3 tanesi karışık) bulunmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65870/gonen.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Sındırgı : Sındırgı 1433 km² yüzölçümüne sahip olup, denizden yüksekliği 250 m.´ dir. Balıkesir´ in güneydoğusunda yer almaktadır. İlçeye ulaşım karayolu ile yapılmaktadır. Eski Balıkesir-İzmir yolu üzerinde Balıkesir´ e 63 km. İzmir´ e 145 km. uzaklıktadır. Balıkesir otogarından her saat kalkan otobüsler bulunmaktadır. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı kesin sonuçlarına göre ilçe merkezindeki nüfus 10.492 kişi, belde ve köylerde 37.292 kişi olmak üzere toplam 47.784 kişi olarak gerçekleşmiştir. Sındırgı’ nın 68 köyü bulunmaktadır. Yağcıbedir halıları dünyaca ünlüdür. Ayrıca kaolen madeni zengindir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65877/sindirgi.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Marmara Adası : Marmara Adası denizden 709.65 m. yüksekliği ve 117 km²’lik yüzölçümü ile Adalar Topluluğunun en büyük ve en stratejik olanıdır. Çünkü İstanbul ve Çanakkale Boğazları arasında denizyolu ulaşımının ana üssü olacak noktada bulunmaktadır. Çanakkale Boğazına 40, İstanbul Boğazına 60 ve Trakya Hasköy Burnuna 11 deniz mili uzaklıkta bulunmaktadır. Erdek’ten 22, İstanbul’dan 93 mil uzaklıktadır. Adaya Tekirdağ, İstanbul illerinden ve Balıkesir'e bağlı Erdek ilçesinden deniz taşımacılığı vardır. Tekirdağ'dan ve Erdek'ten arabalı vapur ve yolcu vapurları ulaşımı sağlarken, İstanbul'dan İDO'ya bağlı deniz otobüsü çalışmaktadır. Tekirdağ'dan ve Erdek'ten deniz yoluyla 2 saat sürerken İstanbul'dan 2,5 saat sürmektedir. Adanın 2 belde ve 6 köyü bulunmaktadır. Diğer Adalar Avşa Adası 20.62 km², Ekinlik Adası 2.47 km²’ dir. Ana Britannica Ansiklopedisi 15. Cilt Marmara Adası Maddesi, http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65875/marmara-adasi.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Kepsut : İlçenin kuzeyinde Susurluk, batısında Balıkesir Merkez İlçesi, güneyinde Bigadiç, doğusunda Dursunbey , kuzey doğusunda Bursa Mustafakemalpaşa vardır. Yüzölçümü 894 km² olup, denizden 85 m. yükekliktedir. Balıkesir il merkezine uzaklığı ise 29 km.' dir. İlçenin nüfusu son sayımlara göre 28.022 kişi olmuştur. Bunun 5.545' si ilçe merkezinde, 16 adet köy ve 47 adet belde de toplam 22.477' si yaşamaktadır. İlçemize Balıkesir’ e karayolu ile ulaşım sağlanmakta, İlden diğer illere karayolu ve demir yolu ulaşımı bulunmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65873/kepsut.html, adresinde 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Bigadiç : Bigadiç, Marmara Bölgesi, Güneydoğu Marmara alt bölgesi içinde Balıkesir İli’ ne bağlıdır. Şehir eski Balıkesir-İzmir yolu üzerinde Balıkesir’ e 38 km. mesafede kurulmuştur. Denizden yüksekliği 180 m., yüzölçümü 1007 km²’ dir. 2013 yılı itibariyle nüfusu 48.728 kişi olmuştur. İlçenin 70 adet köyü vardır. İlçeye diğer komşu ilçelerden kolaylıkla ulaşılabileceği gibi il merkezinden her yarım saatte minibüsle de gidilebilir. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65864/bigadic.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Ayvalık : 100 km ‘den fazla kıyı şeridi olan ilçenin yüzölçümü 265 km², nüfusu 2013 yılı sonu itibariyle 64.462 olmuştur. İlçenin 16 köyü 2 beldesi vardır. Kendine özgü kıyı iklimi olup, lodos ve poyraz rüzgarları hakimdir. Yazın ise kavurucu sıcaklarda esen İmbat ve Meltem rüzgarı serinletici etki yapar. İlçemiz İzmir- Bergama üzerinden gelip Truva,-Çanakkale- Edirne ve İstanbul’ a uzanan E-24 karayolu üzerinde, Ege’ nin Akdeniz sahil şeridinin başladığı yerde kuruludur. İlçemizden Midilli Adası’ na feribot ile yaklaşık 2 saatte ulaşmak mümkündür. İlçe karayolu ile Balıkesir’ e 125 km., İzmir'e 155 km., Bursa'ya 277km., Susurluk' a 170 km., Çanakkale' ye 167 km., Ankara' ya 657 km., Bergama' ya 45km., Truva' ya 154 km., Behramkale' ye 155 km., Efes' e 239 km., Alibey Adası' na 8 km. mesafededir. Yunanistan' dan gelen turistler ilçeye feribot ve deniz otobüsü ile yaklaşık iki saatte ulaşır. Yurtiçinden Ayvalık'a ulaşım ise genellikle karayolu ile sağlanır. Hemen hemen tüm büyükşehirlerden direkt seferler mevcuttur. Taşradan gelecek olanlar ise Balıkesir veya İzmir üzerinden otobüs seferleri ile ilçeye ulaşabilir. Otogar kentin 1.5 km güneyindedir.[40]Havayolunu tercih edenler uçakla Balıkesir ya da İzmir'e gelip ilçeye karayolu ile ulaşırlar. Ayvalık' a ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İzmir Mavi Treni ile Balıkesir' e kadar gelip daha sonra TCDD'nin ayarladığı aktarma otobüsleri ile gidilebilir. İstanbul'dan ulaşımda ise İstanbul-Bandırma arasındaki hızlı feribot farklı bir seçenek olarak sunulabilir. http://tr.wikipedia.org/, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Manyas : Yüzölçümü 593 km²’ dir. Kuzey kesimi ovalık olup, toplam yüzölçümünün %30’ unu teşkil etmektedir. %70’ ini kaplayan güney kısmı ise dağlık ve engebeli araziye sahiptir. 19.000 hektar ormanlık saha bulunmaktadır. İlçe Manyas Gölü’ ne 10 km. mesafede gölün güneyinde bulunmaktadır. İlçenin rakımı 55 m.’ dir. Manyas’ ın Balıkesir’ e uzaklığı 82 km.' dir. İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde, 46 köy ve 4 mahalleden oluşmaktadır. Son 20 yılda nüfusu 600 kişi artmıştır. Güncel nüfusu yaklaşık 5.00 kişidir. Komşu ilçelerden ve ilimiz otogarından her saat kalkan otobüslerle ulaşım sağlanmaktadır. http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/TR,65874/manyas.html, adresinden 30.04.2014 tarihinde alınmıştır. Zeytin Dalı Balıkesir Ulaşımı Karayolu : Şehirlerarası Otobüs Terminalimiz, Merkez Ayşebacı Köyü civarında bulunmakta olup şehre 6,5 km. uzaklıktadır. Terminal ile şehir merkezi arasında, 24 saat boyunca şehiriçi otobüs seferleri yapılmaktadır. Terminal İrtibat Telefonu: (0266) 246 57 51 – 246 57 52 limiz Ankara, İzmir,İstanbul, Çanakkale ve Bursa’ya asfalt, Ankara, İzmir ve Bandırma’ya demiryolu bağlantılıdır. Toplam karayolu ağı 1212 km olup; il yolu 570 km, devlet yolu 642 km dir. Denizyolu : Marmara Bölgesi ’nin önemli bir kenti olan Balıkesir; kara, hava, demir ve deniz yolu bağlantıları ile ulaşımını sağlamaktadır. İstanbul’ a Bandırma üzerinden deniz yolu ile 2,5 saatte ulaşmak mümkündür. İstanbul- Bandırma, Bandırma- İstanbul arası çalışan deniz otobüsü ve feribot seferleri için ayrıntılı bilgi: İDO - Bandırma Şubesi Bilgi Danışma: 444 4 436 Adres: Bandırma Limanı Erdek ’ten Marmara Adası’ na (Türkeli(Avşa), Ekinlik, Paşa Limanı) ulaşım 2,5 saatte deniz yolu ile sağlanır. Yine Marmara Adası’ ndan Paşalimanı Adası’ na belirli günlerde arabalı vapur seferleri bulunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi için Arabalı Vapur Gişesi (İDO): Tel 0 266 835 10 84 Erdek Liman Başkanlığı: Tel: 0 266 835 10 44 Adres:Yalı Mah. Hükümet Cad. Kaymakamlık Yanı İskele Erdek- Balıkesir Demiryolu : Balıkesir Garı il merkezinde olup ulaşım sorunu bulunmamaktadır. Ankara-Balıkesir, İzmir-Balıkesir ve Balıkesir-Bandıma arasında demiryolu ulaşımı mevcuttur. İstasyon Tel: 0.266.241 03 00 0.266.7136089 - 0.266.7153050 Havayolu : Balıkesir Koca Seyit Havalimanı Edremit’ e 8 km., Burhaniye’ ye 6 km. uzaklıktadır ve taksi ile ulaşım sağlanabilmektedir. İç hatlar terminalinin 80 araçlık otoparkı mevcuttur. İç hatlar terminalinde iki havayolu şirketi hizmet vermektedir. Yer Hizmetleri ise özel bir şirket tarafından sağlanmaktadır. Uluslar arası uçuşlara kapalı olup İstanbul ve Ankara illerine uçuşlar yapılmaktadır. DHMİ Balıkesir Kocaseyit Havalimanı Müdürlüğü Adres : BALIKESİR/EDREMİT - BOSTANCI KÖYÜ Tel : 266 376 12 97 / 376 13 02 Faks : 266 376 13 06 E-mail : infokorfez@dhmi.gov.tr Balıkesir Merkez Havalimanı il merkezine uzaklığı 5.5 km. olup taksi ve otobüs ile ulaşılabilmektedir. Balıkesir Merkez Havalimanı' nda, pist çalışması nedeniyle tarifeli seferler yapılamamaktadır. Uluslar arası uçuşlara kapalıdır. Balıkesir Merkez Havaalanı Müdürlüğü Adres :Balıkesir Merkez Havaalanı Tel : 0 266 294 75 10 Faks : 0 266 294 70 61 E-mail : infobalikesir@dhmi.gov.tr Mercan Resiflerine Dalış Balıkesir Yeryüzü Şekilleri ve Bilgileri Manyas Ovası : [Ova] , Alanı 110 km² olup, Manyas Gölü’nün güney taraflarında bulunan ve doğu batı istikametinde uzanan ova, alüvyonların Manyas Gölü’nün bugünkü seviyesine göre birikmesi ile meydana gelmiştir. Madra Dağı : [Dağ] , En yüksek zirvesi 1338 m.,Marmara ve Ege’yi birbirinden ayırır su bölümü çizgisi oluşturur.İvrindi ilçesinin 4 km batısında, Musluk Dağı üzerinden Kazdağı’ nın devamı olan Aykaya Dağı ile birleşir. Koca Çay : [Çay] , Madra Dağları’ndan kaynaklanan akarsu, Manyas Gölü’ne dökülür. Daha sonra gölden çıkarak gölün suyunu Karadere vasıtasıyla Susurluk Çayı’na boşaltır. Çataldağı ( Kepez) : [Dağ] , Manyas havzasının güneyinde Susurluk- Mustafa Kemal Paşa çaylarının açtığı vadiler arasında iki zirveli bir masiftir. En yüksek yeri 1336 m. ‘dir. Hodul Dağı : [Dağ] , Biga Yarımadası’nın kuzeydoğusunda bulunan bu dağ geniş bir masif olup, en yüksek yeri 610 m. ’yi bulur. Karadağ : [Dağ] , Gemlik ve Bandırma arasında bulunan zirveden aşağı Yeni Paleozoik, Mezosoik ve Tersiyer’e ait kayalardan örtülerden oluşmuş ve eteklerinde Neojen çökellerin bulunduğu 767 m yüksekliktedir. Sularya, Gelçal(Keltepe) Dağları : [Ada] , Manyas’ın güneyinde Susurluk- Kocaçay vadilerinin arasında uzanan bir çift masif, doğuda Sularya (600 m.) Dağı adını alır. Gelçal Dağları da kütlevi olup, en yüksek yeri 881 m.’dir. Kazdağları : [Dağ] , Edremit Körfezi’nin kuzeyinde batı-güneybatı doğu-kuzeydoğu yönlü morfolojik uzanışı ile iki çöküntü arasındaki dağın en yüksek yeri Babadağ 1767 m. Bu dağ ilkçağ ve mitolojide İda Dağı olarak geçer. Gönen Çayı : [Çay] , Kazdağları’nın kuzey eteklerinden doğan Gönen Çayı, Kalkım ve Pazarköy çevresindeki küçük dereler ile büyür ve güneybatı–kuzeydoğu doğrultusunda boğazdan geçer Gönen Ovasından Marmara Denizine dökülür Susurluk Çayı : [Çay] , Balıkesir ili topraklarına Kütahya sınırlarından katılan Susurluk Çayı kuzeye dönerek Balıkesir Ovası’nın doğusundan geçer, Marmara Denizi’ne dökülür. Kapıdağ : [Dağ] , Eski bir kütle olan Kapıdağ Yarımadası’nın en yüksek yeri 803 m. olup , eskiden kıyıya yakın ve ada durumunda olan arazinin hem doğudan hem batıdan iki ayrı kordon ile karaya bağlanması ile oluşmuştur Alaçam Dağları : [Dağ] , Balıkesir’in güneydoğusundaki engebeyi oluşturan dağlar doğu ve batı yönünde uzanır. Kütahya sınırı ile Dursunbey’in güneyindeki saha , Sındırgı’nın kuzeyindeki sahayı kaplar. En yüksek yeri 1615 m. Gönen Ovası : [Ova] , Denizden yüksekliği 30 m. olan ve Gönen Çayı’nın yatağı boyunca uzanan ova, Manyas Gölü çukurundan eski alüvyonlardan oluşan bir eşik ile Marmara Denizi’nden de 100 m’ yi aşan bir sırtla ayrılmıştır. Balıkesir Ovası : [Ova] , Alanı 140 km² olup, Batı Anadolu’da, Marmara Bölgesi’ nin güney bölümünde, Edremit- İvrindi ovalarıyla birlikte batı doğu doğrultulu alçak bir ovadır. Edincik Dağı : [Dağ] , Bandırma ve Erdek körfezlerinin güney tarafında bulunan, güneyinde Neojene ait birimler , doğusunda billuri kalkerlerle, şistler, batısında ise amfibollu şistler bulunur. Körfez Ovaları : [Ova] , Turfanda sebze ve meyve yetiştirilen ve Akdeniz ikliminin tipik şekli görülen bu ovalar; Edremit Ovası, Burhaniye Ovası ve Altınova’dan oluşmaktadır. Havran Çayı : [Çay] , Uzunluğu 36 km. olan ve Madra Dağları’nın kuzey ve batı yamaçlarıyla, Kaz Dağları’nın güney kesimlerinden doğan küçük derelerin beslediği akarsu, ormanlarla kaplı vadiler içinden geçer. Sındırgı Hisaralan Termal Turizm Merkezi Balıkesir tarihçesi Eski çağlarda (Balıkesir ve civarında Misya’lılar yaşamaktaymış. Bağımsız bir devlet kuramayan Misyalılar; Truva, Hitit, Frig, Pers (İranlılar), Büyük İskender ve Bergama Krallıkları’ nın egemenliği altında yaşamıştır. Bergama Kralı’ nın ölümünden sonra M.Ö. 1129’ da Romalılar’ ın eline geçmiştir. Romalılar bölgeyi, vergi ve kölelik sistemleriyle uzun süre sömürmüş ve baskı altında tutmuştur. M.S. 395’ te Roma İmparatorluğu’ nun Doğu ve Batı diye ikiye ayrılmasından sonra; Başkenti Kostantinopolis (İstanbul) olan Doğu Roma İmparatorluğu(Bizans)’ nda kalan Balıkesir bölgesi için, yeni ve uzun bir dönem başlamıştır. Askeri ve ekonomik yönden oldukça güçlenen Bizans İmparatorluğu bu bölgedeki hakimiyetini uzun yıllar sürdürmüştür. Hz. Muaviye zamanında Müslüman Araplar, fethedileceği Hz. Peygamber tarafından müjdelenen başkent Konstantiniyye’ yi almak için sefere çıktılarında bölge ilk defa Müslümanlarla karşılaşmış ve M.S. 670-678 yılları arasında Arapların idaresinde kalmıştır. İslam ordusu, 678 yılına kadar aralıksız 5 yıl süren kuşatma altında tutmasına rağmen şehri almaya muvaffak olamayınca geri çekilmiştir. Ancak iç savaşlar ve dış saldırılar karşısında iyice zayıflayan Bizans, sonunda derebeylerin eline kalmıştır. 1071’ de Alparslan’ ın Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’ e karşı kazandığı Malazgirt Savaşı’ yla Anadolu’ nun kapıları Türklere tamamen açılmıştır. Fetihlerle birlikte toplu göçler de devam etmiştir. Böylece Anadolu’ da Türk dönemi başlamış olmuştur. Anadolu’ da Selçuklu Devletini kuran Kutalmış oğlu Süleyman, İznik’ten sonra Çanakkale, Adalar Denizi (Ege), Lidya ve İyonya taraflarını da ele geçirmiştir. 1076’ da Misya şehirlerini Bizanslılardan alarak Türk hakimiyetine kazandırmıştır. Ancak Haçlı seferlerinin neticesinde ve I. Kılıç Arslan’ın da vefatından sonra Selçuklular Bati Anadolu’ dan çekilmek zorunda kalmıştır.. Misya şehirlerini tekrar ele geçiren Bizanslılar, buralardaki Türk halkına karşı toplu kıyım harekatına başlamıştır.. 1206 yılından itibaren Selçuklular’ ın Uç Beylikleri’ nden olan Türkmenler Misya kentlerine, özellikle Edremit Körfezi civarına akınlara başlamıştır. Bizanslıların çoğu buraları Türklere bırakarak bölgeyi boşaltmıştır. Moğol baskınından kaçan Türk kabileleri de 1260 yıllarında Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi’ ne gelip yerleşmiş ve bölgedeki Hristiyan nüfus kadar bir çoğunluğa ulaşıp, buraları Türkleştirmiştir. Türkmenlerin dışında diğer Türk boylarına mensup pek çok köylü, tüccar ve zanaatkar da Türkistan’ dan gelip bölgeye yerleşmiştir. Bu tarihlerde Selçuklu Devleti iyice zayıflamış ve merkeze uzak bölgelerde kontrolü kaybetmiştir. Selçuklu Devleti zamanında Anadolu’ nun batısına yerleşen bazı Oğuz Boyları buralarda “Uç Beylikleri” kurmuştur. Hem Selçuklu sınırını koruyan, hem de Bizans içlerine akınlar düzenleyen bu uç beyliklerinden bir tanesi de; Batı Anadolu’ daki Misya’ da XIII. yüzyıl sonlarında kurulmuş olan Karesi Beyliği’ dir. “Karesi” kelimesi, bölgeye beraberinde büyük bir Türkmen grubuyla gelen ve daha önceleri Selçuklu Devleti’ nin önemli bir komutanı olan Karesi Bey (Kara İsa) isminden doğmuştur. Selçuklu Devleti’ nin yıkılmasından bir süre önce diğer uç beyleri gibi Karesi Bey de bağımsızlığını ilan etmiş, 1300 yıllarında bölgede Karesi Beyliği’ ni kurmuştur. Kendi ismiyle anılan Beyliğinin sınırlarını, Bizanslıların zayıflığından ve beraberinde bulunan Sarı Saltuk ’un adamlarından faydalanarak daha da genişletmiştir. Karesi Beyliği, merkez yaptığı Balıkesir’ den başka; Bergama, İvrindi, Ayazmend (Altınova), Edremit, Kemer Edremit (Burhaniye), Bayramiç, Ayvacık, Ezine, Fırt (Susurluk), Bigadiç ve Sındırgı yerleşim yerlerine sahip olmuştur. Bu yıllarda Karesi Beyliği, deniz gücü bakımında komşusu bulunan Osmanlı Beyliği hükümetinden daha güçlü durumdaymış. Karesi Bey’ den sonra yerine geçen Aclan Bey zamanında, Osmanlı Beyliği ile çok iyi münasebetler kurulmuştur. Hatta oğul Dursun Bey Bursa’ da Orhan Gazi’ nin yanında bulunmuştur. Aclan Bey’ den sonra başa geçen en büyük oğlu Demirhan Bey ise halkına karşı zulüm derecesinde kötü davranmıştır. Bu durumdan şikayetçi olan halk ve beyliğin ileri gelenleri; Bursa’ daki Dursun Bey’ i davet etmiştir. 1345 yılında Orhan Gazi ile birlikte gelen Dursun Bey, Bergama Kalesi’ ne sığınan ağabeyi Demirhan Bey tarafından öldürülmüştür. Bu duruma çok üzülen Orhan Gazi, halkın ve ileri gelenlerin de isteği üzerine Karesi Beyliği topraklarını Osmanlı’ ya katmıştır. Henüz kuruluş döneminde bulunan Osmanlı Devleti, Karesi Beyliği’ nin katılımıyla oldukça güçlenmiştir. Ayrıca Karesi’ nin ileri gelen kumandanlarından Evrenos Bey, Hacı İlbey, Ece Halil ve Gazi Fazıl Beylerle büyük bir askeri destek kazanmıştır. Nitekim bu beyler, Osmanlı askerî akınlarının başarılı olmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Karesi Beyliği’ nden intikal eden güçlü donanma ile Osmanlı ordusu, Rumeli taraflarına kesin zaferlerle sonuçlanan seferler yapmıştıur. Böylece Osmanlılar; kendi rızalarıyla bu beyliğe iltihak eden halkla büyük bir Türk kitlesi, değerli komutanlarla da askeri güç ve iyi bir donanma kazanmıştır. Orhan Gazi Karesi’ yi, merkeze bağlı bir sancak haline getirip, adını da değiştirmeden Karesi Sancağı yapmıştır. Sancağın merkezi olan Balıkesiri’ ye, oğlu Şehzâde Süleyman’ ı sancak beyi olarak tayin etmiş ve “Karesi”, aynı zamanda bir Şehzâde Sancağı olmuştur. Yıldırım Beyazid’ in 1402’ de Timur’ a Ankara’ da yenilmesinden sonra Balıkesir ve civarı da Timur ordusunun yağmasına maruz kalmıştır. Duraklayan Osmanlı Devleti topraklarında beylikler kurulmaya ve kardeşler de aralarında taht kavgalarına başlamıştır. Bu durum Timur’ un Anadolu’ dan çekilmesine ve Çelebi Mehmed’ in Osmanlı Devleti’ni tekrar toparlamasına kadar sürmüştür. Tekrar eski dirlik ve düzenine kavuşan ülke; ilerleme ve yükselme dönemlerinde zaman zaman meydana gelen kıtlık (1502), çekirge salgını, (1525), medrese talebeleri (suhte) isyanı (1572) ve diğer isyanlar gibi bir takım olumsuz olaylara sahne olmuş, Balıkesir ve civarı da bu hadiselerden etkilenmiştir. XVII yy. sonlarında meydana gelen göç hareketlerinde Balıkesir yöresine çok sayıda Yörük, Türkmen ve Çepni gibi muhtelif Türk boyları gelip yerleşmiştir. İleriki yıllarda da devam eden göç problemini kökünden halletmek isteyen devlet, XIX. Yy.’ da planlı bir iskan politikası takip etmiş göçebe halde yaşayan pek çok aşiret ve topluluğu uygun yerlere yerleştirmiş ve onların yerleşik düzene geçmelerini sağlamıştır. Osmanlı Devleti idaresi altındaki Karesi; devletin kuruluş ve yükseliş dönemlerinin sevinç ve refahını yaşamış; duraklama ve gerileme dönemlerinin de üzüntü ve sıkıntılarına ortak olmuştur. Böylece gerek ülke genelinde ve gerekse bölgede yaşanan ekonomik, siyasî, askerî, idarî pek çok olaylar neticesinde, Osmanlı Devleti’ nin son dönemleri sayılabilecek 1800’ lü yılların sonlarına gelinmiştir. Osmanlı Devleti’ nin aldığı dış borçları ödeyemeyerek mali iflas yaşaması sonucu alacaklarının tehlikeye düşmesinden korkan Avrupa Devletleri, 1880’de Duyûn-ı Umûmiye (Genel borçlar) idaresini kurdurmuştur. Duyûn-i Umûmiye şubeleri ile devlet gelirlerinin bir kısmını doğrudan toplamıştır. Memleketin her yerinde olduğu gibi, Balıkesir, Ayvalık ve Bandırma gibi bölgenin yüksek gelirli yerlerinde de yıllarca faaliyet göstermiştir. Balıkesir, Osmanlı Devletinin “93 harbi” diye anılan 1877-1878 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı ve 1912-1913 yıllarında Balkan Harbi’ nde yenilmesi sonucu Balkanlardan çok sayıda göç almıştır. Rus ve Bulgarların katliamından kaçabilen pek çok insan Balıkesir ve civarına gelmiş ve yerleşmişlerdir. Ayrıca Rusların eline geçen Kafkasya toprakları ve özellikle Kırım’ dan da kitleler halinde gelen insanlar bölgenin muhtelif yerlerinde iskan edilmiştir. 1914-1918 yılları arasında cereyan eden I.Dünya Harbi’ ne giren Osmanlı Devleti askerlerinin çarpıştığı pek çok cepheden bir tanesi de, bölgedeki Çanakkale Savaşı Cephesi olmuştur. Bu savaş, ülkenin her tarafında olduğu gibi Balıkesir’ i de menfi olarak etkilemiştir. I.Dünya Savaşı’ ndan yenik çıkan ve oldukça zayıf düşen Türklerin bu durumunu fırsat bilen Yunanlılar, gözlerini Batı Anadolu topraklarına dikmiştir. Yunanistan’ ın buraları işgal etmesini diğer Avrupa Devletleri de desteklemiştir. İtilâf Devletleri’ nin tehditleri altında bulunan ve yeterli askeri, silahı olmayan, devletinin de aciz kaldığını gören Türk Halkı, müdafaa cemiyetleri kurmaya başlamıştır. 15 Mayıs 1919’ da İzmir’ e giren Yunanlılar işgallerini Anadolu’ nun içlerine doğru yaymaya başlamıştır. Balıkesir bölgesinde ilk defa 29 Mayıs’ ta Ayvalık işgal edilmiş ve Yunanlılara karşı ilk silahlı mücadele Ayvalık’ ta gerçekleşmiştir. Bu arada Balıkesir’ de 18 Mayıs’ ta Vehbi (Bolak) Bey’ in başkanlığında “Redd-i İlhak” heyeti oluşturulmuştur. Alaca Mescid’ de oluşturulan 41 kişilik bu heyet hemen faaliyetlere başlamış 26-31 Temmuz 1919 ve 16-22 Eylül 1919 tarihlerinde yapılan I. ve II. Balıkesir Kongreleri neticesinde her bölgede Kuva-yi Milliye teşkilatları kurulmuştur. Milli Mücadele için İstanbul’ dan Balıkesir’ e gelen yüzbaşı Kemal hemen askeri birlikler oluşturmaya başlamış. Bu birlikler işgali önlemek için yer yer Yunanlılarla çarpışmıştır. Soma ve Akhisar cephesi bunların en önemlisi olmuştur. Fakat yeterli asker ve silahı bulunmayan Milli kuvvetler; hem sayıca çok hem de teçhizat olarak güçlü Yunan karşısında ancak bir yıl dayanabilmiştir. Soma-Akhisar cephesinin dağılmasıyla, 22 Haziran 1920’ den itibaren Yunan işgali içerilere doğru yayılmaya başlamış. Halka da çok eziyet eden Yunanlıların en büyük yardımcıları, daha önceden buralarda yaşayan yerli Rumlar olmuştur. Yıllarca beraber yaşayan bu insanlar, şartlar değişince daha önceden kendilerinden hiç bir kötülük görmedikleri Türklere ihanet etmiştir. Kazaları işgal eden Yunanlıları, Kuva-yi Milliye güçleri hiç bir zaman rahat bırakmamış, direniş ve baskınlarla onları yıldırmıştır. Bu arada Anadolu’ da Türk Halkını Yunanlılar’ a karşı direnmeye çağıran ve düzenli bir ordu kurmaya çalışan Mustafa Kemal’ e Balıkesir’ liler destek vermiş ve işbirliğinde bulunmuştur. Türk Milli Mücadelesinde tarihi açısından bu şehrin çok ayrı ve özel bir yeri olmuştur. Sakarya Zaferi’ yle Anadolu topraklarının sahibi olduğunu bir defa daha ispatlayan Türkler, 9 Eylül 1922’ de İzmir’ de Yunanlılar’ ın denize dökülmesiyle Kurtuluş Savaşı’ ndan başarıyla çıkmıştır. Eylül ayının ilk haftasındaki 3-4 gün içinde bütün Balıkesir ve kazaları kurtulmuştur. Bu arada Osmanlı Devleti de yerini Türkiye Cumhuriyeti Devletine bırakarak tarih sahnesinden çekilmiştir. Balıkesir'in Adının Menşei Tarihçilere göre Balıkesir adı, Bizans İmparatoru Hadrianus' un av partilerinde kullanmak için yaptır­dığı Paleo Kastro (Eski Hisar) sözcüğünden kaynak­lanmıştır. Tarihi bir gerçekliği de bulunan bu ad, daha sonra halk etimolojisi sayesinde değişik riva­yet ve yorumlara da konu teşkil etmiştir. Bu riva­yetlerden birkaçı kısaca şöyledir; Balıkesir adı daha çok bal, balık, kesir ve hisar keli­meleri üzerinde yapılan oynamalarla izah edilmiştir. Bir rivayete göre Balıkesir' in adı eskiden Balık Hisar şeklindeymiş. Buradaki “balık” Eski Türk­çe' de “şehir, kale” veya “saray” anlamı taşımaktaymış. “Kale Şehri” anlamını veren bu rivayete göre bu ad, XI. yüzyıldan sonra kullanılmaz olmuştur. Gerçek­ten de Orta Asya' da “Beşbalık” gibi bazı Uygur Devri­ne ait yer isimlerinde “balık” kelimesinin şehir anla­mında kullanıldığı dikkati çekmiştir. Diğer bir rivayete göre ise; Balıkesir adı, “balı kesir” yani “balı çok, bol” anlamındaki söz grubundan gel­miştir. Buna göre Balıkesir' in balının bol ve lez­zetli oluşu bu adı almasına sebep olmuştur. Başka bir rivayet ise; Balıkesir' in ilk kurulduğu yıllar­da buraya gelen bir yabancının iyi muamele görme­mesi üzerine “balı keser” yani “hatır, gönül tanımaz” adını verdiği şeklinde olmuştur. Buna göre “bal” Arapça' da “hatır, gönül” anlamına gelmiştir. Bunların dışında bölgede bir süre hakim olan İran Hükümdarı “Balı Kisra” veya civardaki Yılanlı Dağ' ın eski adı olan “Balcea” yada “Pelecas'ın” Balıkesir adı­nın ilk şekli olduğu ileri sürülmüştür. Fakat bunlar uzak ihtimaller olarak değerlendirilmiştir. Bütün bu rivayetler içinde en kabul edileni, buraya yerleşen Türk Oymakları’ nın Orta Asya hatıralarını canlı tutmak için koymuş olabilecekleri “Balık Hisar” adı olmuştur. İlin “Balıkesir” adı dışında tarihte daha çok anılan bir adı daha olmuştur. Bu ad yörede bir süre hakim olan Karesioğulları Beyliği' nin kurucusu Karasi Bey' den kaynaklanan “Karesi” adı olmuştur. İl gerek beylik, ge­rekse Osmanlı Sancaklığı döneminde daha çok bu adla anılmıştır. Bir rivayete göre de Karesi Beyi’ nin oturduğu kaleye “Beylik Hisar” adı verildiği için bu ad değişerek bugünkü Balıkesir şeklini almış olduğu söylenmiştir. Balıkesir dolaylarında ilk defa adı geçen şehir Agiros (Achiraus)’ dur. Daha sonraları İmparator Hadrianus burada bir şato yaptırmış, “Paleo” diye şöhret kazandırmıştır. Sonradan burada kurulan şehre, bu isimden bozma olarak “Balıkesir” dendiği bir çok tarihçiler tarafından kabul edilmiştir. Bir söylentiye göre de bu havalinin “bal’ ı kesir” “çok” olduğundan burada kurulan şehre “Balı-kesir” denmiştir. Balıkesir adının, bölgeyi zapteden İranlı Devlet adamlarından “Balı- Kisra’ nın” adından geldiği veya “Polikayseros’ dan” bozma olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bazı tarih ve coğrafya kitaplarında Balıkesir’ in yerinde “Balak Hisar” veya “Balık Hisar” yazıldığı görülmüştür. Türklerin Orta Asya’ nın bir hatırası olarak, burada kurulan şehre “Balık Hisar”(Hisar Şehri) demiş olmaları da düşünülmüştür. Fakat bunu ispat etmek mümkün olmamıştır. İbni Batuta ve diğer arap kaynaklarına göre , Balıkesir şehri Karesi Bey tarafından kurulmuştur. Karesi Vilayeti, 2. Meşrutiyetin ilanına müteakip, müstakil mutasarrıflık haline getirilmiş ve 1923 yılında, bir kanunla “Karesi” deyimi kaldırılarak “Balıkesir” sözü aynı zamanda Vilayetin de adı olmuştur.http://www.balikesirkulturturizm.gov.tr/, adresinden 01.07.2014 tarihinde alınmıştır. Erdek Doganlar Koyu Yağcı Bedir Halıları Ayvalık Mıhlı Çayı, Kazdağları BILECIK Hakkında Genel Bilgiler İklim İKLİM Bilecik ilinin geçit bölgesinde bulunması, su kaynakları ve farklılık gösteren topografyasına paralel olarak 3 farklı iklim tipi görülür. Genel olarak Merkez, Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt İlçelerinde Marmara Bölgesi; Bozüyük, Pazaryeri ve Yenipazar ilçelerinde ise İç Anadolu Bölgesi iklimleri geçerlidir. Ayrıca Gölpazarı, Osmaneli ve Söğüt ilçelerinin Sakarya Irmağı kıyı şeridinde mikro-klima iklim bölgeleri görülmektedir. Bilecik İlinde yıllık yağış toplamı 450 kg/m² dolayındadır. Yağış en çok ocak ve mayıs aylarında düşmektedir. Bulutluluk durumu açısından 92 gün açık, 96 gün kapalı ve 177 gün bulutlu geçmektedir. Diğer klimatik veriler şöyledir: Yıllık sıcaklık ortalaması: 12,3 °C Karlı gün sayısı: 25 En soğuk ay: Ocak (2,5 °C) Donlu gün sayısı: 55 En sıcak ay: Temmuz (21,7 °C) Sisli gün sayısı: 14 Yıllık ortalama nispi nem: % 66 Kırağılı gün sayısı: 25 İl merkezini kapsayan klimatolojik veriler, ilçelerde farklılık göstermektedir. İl düzeyinde tespit edilen en yüksek sıcaklık 1945 Ağustosunda 40,6 ºC, en düşük sıcaklık ise 1950 Ocak ayında -16 ºC olarak bulunmuştur. Bilecik’te batı ve kuzeybatı rüzgârları etkindir. Ortalama rüzgâr hızı 3,4 m/sn’dir. Yıl içinde rüzgârlar 135 gün kuvvetli rüzgâr ve 17 gün de fırtına şeklinde esmektedir.Kaynak:Bilecik Valiliği http://www.bilecik.gov.tr/ Bitki Örtüsü Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı Flora Flora Ülkemizde sadece Bilecik İlinde yetiştirildiğinden ile özgü karakteristik ürün şerbetçi otudur. Endüstri bitkileri arasında yer alan şerbetçi otu botanik olarak kenevir ile akrabadır. Çiçekleri iki evciklidir. Cannabinaceae familyasından olması dolayısıyla sarmaşık gibi sarıcılıdır. “Şerbetçi otu’’ Humulus cinsinden H.Lupus L. türündendir. Şerbetçi otu çok yıllık bir bitkidir. Çok yıllık kısmı toprak altındaki kök ve rhizomlardır. Toprak altı aksamı 100 yıl kadar yaşayabilir. Toprak üstü kısmı ise her yıl kuruyarak ölür. Bu yüzden hasattan 3-4 hafta sonra sürgünler toprak üzerinden budanarak tesisten uzaklaştırılır. Kök sistemi 4 m. derinliğe kadar inilebilmektedir. Şerbetçiotunun çoğaltılması yalnız vegetatif olarak yapılır. Yeni tesisler bu yolla kurulur. Sadece ıslah amaçlı çoğaltma generatif yolla yapılır. Bilecik ormanlarında hakim olan flora türleri: o Kızılçam (Pinus brutia) o Karaçam (Pinus nigra) 33 o Sarıçam (Pinus silvestris) o Göknar (Abies nortmandiana) o Kayın (Fagus orientalis) o Adi Ceviz (Juglans regia) o Adi Fındık (Corylus aelliana) o Kermes meşesi (Qercus coccifera) o Saçlı meşe (Qercus cerris) o Dişbudak (Fraxinus exelsior) o Titrek Kavak (Populus tremula) o Sandal (Arbutus andrachne) o Ladin (Picea orientalis) o Funda (Erica mediterranea) o Eğrelti (Pteridium aquilinum) o Çayır otları (graminase) o Ihlamur (Tilia tomentosa) o Üvez (Lavristaerminalis) o Defne (Laurus nobilis) o Ardıç (Juniperus sp.) o Kocayemiş (Arbutus unedo) o Çitlenbik (P.Terebinthus) o Böğürtlen (Rubus fruticosus) o İncir (Cicus caria) o Alıç (Crataegus) o Kekik (Thymus) http://bolge2.ormansu.gov.tr/2bolge/duyurular/Bilecikdogaturizmieylemplani.pdf Fauna Fauna Anadolu, birçok türün anavatanı olmasının yanında özellikle geçmişteki jeolojik ve iklimsel değişikliklerden etkilenen canlılara barınak olmasından dolayı dünyadaki herhangi bir kara parçasından çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. Anadolu, yaşayan öğeleri içeren zengin bir müzedir. Avrupa kıtasının tümünde bitki türlerinin sayısı yaklaşık 12.000 kadar olmasına karşın, bugün Türkiye'de kaydedilmiş bitki türü sayısı hemen hemen bu sayıya yaklaşmıştır; gelecekteki çalışmalarla bu sayının daha da artacağı düşünülmektedir. Hayvan türlerinin sayısının ise, Avrupa Kıtasında yaşayanların hemen hemen 1,5 katı kadar, yani 80.000'in üzerinde olduğu varsayılmaktadır. Ayrıca her türün, topografik özelliklere bağlı olarak çeşitlenmesi sebebiyle, çok fazla miktarda alttür ve ırkla temsil edilmesi, bu zenginliğe ayrı bir değer daha katmaktadır. http://bolge2.ormansu.gov.tr/2bolge/duyurular/Bilecikdogaturizmieylemplani.pdf Ekonomik Yapı İlin ekonomisinde tarım ve hayvancılığın yanı sıra madencilik, ormancılık, mermer, seramik ve tahta işlemeciliği de önemli bir paya sahiptir. Bilecik'te bulunan zengin mermer ocakları, şehrin ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Özellikle Bilecik'in merkezindeki ve Bozüyük ilçesindeki sanayi tesisleri, ilin ekonomik gelişmesinde büyük öneme sahiptir. Madencilik açısından zengin kaynaklara sahip olan Bilecik'in, seramik ve cam kullanılan kil, kaolin ve feldispat rezervleri çok zengindir. Bilecik ayrıca, "Bilecik taşı"denilen mermeriyle (kireç taşları) de meşhurdur.Kaynak:http://www.bilecik.gov.tr/ Pelitözü Göleti Bilecik İlçeleri YENİPAZAR : Eski adı Kırka olan ilçenin toprakları sırasıyla Hititler, Frigler, Lidyalılar ve Perslerden sonra M.Ö. 336 yılında Büyük İskender’in eline geçmiştir. Helenistik dönemde Bithinya Krallığı'na bağlanan bölge, sırasıyla Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Anadolu Selçukluları, 1323 yılında Osmanlı Devleti, 1402 yılında Candaroğulları, 1419 yılında yeniden Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir. Osmanlı döneminde önce Sultanönü (Eskişehir) sancağına bağlandı. 15. yüzyılın başlarında Anadolu eyaletine bağlı Bursa sancağının Göynük kazasına bağlı bir köydü. Daha sonra Göynük kazası 16. yüzyılın yarısında Bolu sancağına bağlandı. 1694 yılında Bolu sancağı voyvodalığa yani bağımsız kazaya, Göynük de kazalıktan bucaklığa indirildi. Bu durum 1811'e kadar sürdü. 1811'de Bolu bağımsız sancak yani Mutasarrıflık oldu. 1864 yılında Bolu sancağı Kastamonu vilayetine bağlandı. Bu dönemde Yenipazar ismini alan Kırka, Bolu Sancağının Göynük Kazasına bağlı köydü. Kurtuluş savaşından sonra Bilecik'in Söğüt ilçesine bağlanan yöre, 1926 yılında ilçe yapılan Gölpazarı ilçesine bucak olarak bağlanmış, 11 Ağustos 1988 yılında ilçe olmuştur. Kaynak: http://www.bilecikyenipazar.gov.tr/ SÖĞÜT : SÖĞÜT’ÜN TARİHÇESİ Söğüt’ün ilk bilinen ismi İTEA’ dır. Bizans döneminde isimi ise THEBASİON veya SEBASİYON’dur. Söğüt 796 veya 797 yıllarında Emevi Halifesi Harun REŞİT döneminde Müslümanların eline geçmiştir. Arap coğrafya ve tarih kaynaklarında Söğüt BELDET’us SAFSAF şeklinde isimlendirilmiştir. Aynı şekilde Farsça kaynaklarda da HITTA İ BİD şeklinde anılmıştır. Gerek SAFSAF gerekse BİD kelimeleri söğüt ağacı anlamındadır. İLK DÖNEM TARİHÇESİ Günümüzde Marmara Bölgesi olarak bilinen bu bölge pek çok çekişmeye sahne olmuş ve çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır. Kocaeli Yarımadası denilen bu bölgede ilk iskanlar M.Ö. 700’lerde başlamıştır. Bu tarihlerde bölgeye BİTHYNLER gelmiştir. Bu sebeple bu bölgenin adı BTHYNİA olmuştur. Yaklaşık M.Ö. 279-74 yılları arasında bağımsızlığını sürdüren BİTHYNİA M.Ö. 73’de Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 63’den itibaren de PONTUS ile birleşerek PONTUS ET BİTHYNİA adıyla Roma eyaleti olarak kalmıştır. Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi Tarihçesi Söğüt kuruluş itibari ile anayol üstü kasabasıdır. Mudanya - Bursa’dan ve Gemlik İskelesi’nden gelerek Konya’ya doğru uzanan tarihi şose Söğüt’ün içinden geçmiştir. Özellikle İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesinden sonra Mekke’ye, Söğüt’e uğranılarak gidilmiştir. Bu sebeple bu yola ‘Hacılar Yolu’ adı verilmiştir. Söğüt’ün tarih sahnesindeki parlak dönemi 13.y.y sonlarında başlar. Bu dönemde doğudan gelen Oğuz Türkleri’nin Kayı Boyu bu küçük kasabada sınırları Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılan Osmanlı Cihan Devleti’nin ilk nüvelerini oluşturacaklardır. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat, batı sınırındaki çatışmalara son vermek üzere 1231’de Eskişehir civarında Sultanöyüğü’ne sefer düzenlenmiştir. Kayı Beyi Ertuğrul da Selçuklu sultanının yanında yer alır. Sonra Selçuklu ordusu bugünkü Bozüyük ile Pazaryeri arasındaki Ermeni Derbend’inde Bizans ordusuyla karşılaşır. Bu savaşta Ertuğrul Bey’in akıncılarının gösterdiği üstün kahramanlıkları ile zafer kazanılır. Haber birinci Alaattin Keykubat’a iletildiğinde Ertuğrul Gazi taltif edilerek Sultanöyüğü kendisine mülk olarak verilir. KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE SÖĞÜT Milli Mücadele yıllarında Ertuğrul Sancağı’na ( Bilecik ) bağlı bir kaza merkezi olan Söğüt ve çevresi halkı, Anadolu’da Yunan işgalinin başladığı ilk günden itibaren maddi ve manevi bütün gücünü vatanın kurtarılması için seferber etmiştir. İşgal hareketiyle birlikte yörede Müdafa - i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştur. Ayrıca Gündüzbey taburu ve Savcıbey müfrezesi olmak üzere pek çok milli müfrezeler teşkil edilmiştir. İnönü cephesi adıyla bilinen Gündüzbey, Tekke ve Kanlıtepe istihkamları 1921’de Şubat ve Mart ayları boyunca Söğüt ve çevresi halkı tarafından kazılmıştır. Her geçen gün Söğüt daha da güzelleşmekte ve gelişmektedir. Söğüt hem kuruluşta hem kurtuluşta gerçekten Ertuğrul ocağı olarak vazifesini eksiksiz yapmıştır. Kaynak: http://www.sogut.gov.tr/ BOZÜYÜK : Bozüyük,adını bulunduğu yerin coğrafi özelliğinden almaktadır.Şehir merkezinin kuzeyinde ve çevresindeki tepelere göre bozkır bir tepe bulunmaktadır.Şehre ismini veren tepe,bir hüyük’e benzediği için ve bozkır olduğundan Bozüyük denilmiştir.Hüyükler yığma topraktan yapılmış yapay tepeler olmasına rağmen buradaki tepe tabii bir şekilde oluşmuştur. Türk ağız ve ses yapısına uygun olarak ve çabuk söylemeye yönelik şekilde Bozhüyük adı zamanla Bozüyük olarak şekillenmiştir. İlkçağdan itibaren sırasıyla Hititlerin M.Ö. 1200 yıllarından sonra Balkanlardan gelen Frigyalıların bölgeye hakim oldukları antik kalıntılardan anlaşılmaktadır. Bölgedeki 600 yıllık Frigya hakimiyetine Kafkaslardan gelen Kimmer’ler son verirler. Kimmer’lerin bir asır süren Hakimiyeti Lidyalıların gelmesiyle son bulur. Daha sonraki yıllarda Persler,Makedonyalılar, Btinyalıların yaşadığı bu bölge,395 yılından itibaren Roma hakimiyetine girmiştir. Bizans döneminde Bozüyük’ün adı “Lamunia” olarak bilinmektedir. 660-720 yıllarında bölge Arap-Emevi kuvvetlerinin geçit yeri olmuş,1071 yılından itibaren Bozüyük ve çevresi Türklerin hakimiyetine girmiştir.1289 dan itibaren Osmanlı hakimiyetine geçen Bozüyük,Selçuklular döneminde Sultanönü uç beyliğinin bir köyü idi. Osmanlıların ilk dönemlerinde Çayköy,Arıklar,İçköy ve Atkaydı mezra köylerinden oluşan Bozüyük’te ilk birleşme Kanuni’nin komutanı Kasımpaşa’nın kendi adıyla anılan camii ve külliyeyi yaptırmasıyla meydana gelmiştir. Bu külliyede han,hamam,camii, Sıbyan mektebi bulunmakta olup,külliye 1525-1528 yılları arasında tamamlanmıştır. Bu dört köy şimdiki Kasımpaşa Mahallesini ve bugünkü Bozüyük’ü oluşturmuşlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra Balkanlardan Anadolu’ya göç eden Türklerin bir bölümü Bozüyük’te iskan edilmiştir. 4 Eylül 1922 ‘de düşman işgalinden kurtulan Bozüyük,1890 yılında Belediyelik olmuş , 1924 yılına kadar Söğüt Kazasına bağlı nahiye merkezi olarak kalmış ,1924 te ilçe haline getirilmiştir. Kaynak: http://www.bozuyuk.gov.tr/ İNHİSAR : Bilecik iline bağlı olan İnhisar yerleşiminin; Osmanlı Devleti’nin Söğüt'e yerleştiği tarih olan 1299'dan daha eski tarihi vardır. İnhisar’ın ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bu konuda birkaç rivayet mevcuttur. Bir rivayete göre, ağalar ve taycılar olmak üzere iki kabilenin (birinin Tekkeönü, diğerinin Çiftepınarlar mevkiinden geldiği söylenir) yerleşmesi ile kurulmuştur. Bu iki kabilenin arasında düşmanlık olduğu, bir kız alıp verme olayıyla ilişkilerin düzeldiği ve birleşme sağlandığı söylenmektedir. Diğer bir rivayette ise; çevrede ayrı ayrı sekiz obanın bulunduğu, bu obaların sonradan birleşerek bir beylik meydana getirdiği söylenir. Bu beyliğin başına Kübat Çelebi isminde bir yönetici bulunmaktaydı. Savaşların beyliklere toprak kazandırmak ve genişlemek maksadıyla sıkça patlak verdiği bu zamanda, Karaca Davut (askeri kanadın başında bulunan komutan) ve Kübat Çelebi beylik savunmasını daha iyi yapabilmeleri için beylik merkezinin etrafını hisar ile çevirerek Bizanslılara karşı direnme güçlerini artırmışlardır. İnhisar ismi bu “hisar” ve beyliğin karşısında bulunan “in” kelimelerinin birleşmesinden doğduğu rivayet edilir. Kentin güneydoğusundaki tepenin yamacında halen korunan bir tekke bulunmakta, bu tekke alanından Sakarya Nehrine kadar olan yamaçta duvar yıkıntıları bulunması, eski kentin bu alanda kurulduğunu göstermektedir. Sakarya nehrini karşı yakasında da Ermenilerin bir han yaptırdığı, mallarının sattıkları, Akkum mahallesi karşısında da Yunan Evleri diye nitelenen bir yerleşim bulunduğu, yine İnhisarlılardan öğrenilmiştir. Tarpak ve Muratça'da da Rumlardan kalan kaya evler bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunu kuran Ertuğrul Gazi, Söğüt civarına geldiğinde İnhisar Beyinden de yardım almıştır. Selçuklu boylarından olan İnhisar halkı, Söğüt Kasabası ve Mihalgazi arasında Hıristiyanlarla savaşırmış. Yöre halkı Kübat Çelebi isimli komutanın halk ile yaptığı görüşmeler sonucunda savaşa karar verdiğini ve kafirleri yendiğini anlatmıştır. Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’e yerleşmesinden sonra İnhisar beyliği de Ertuğrul Bey’in emrine girmiştir. Bu katılıştan sonra Nallıhan ve Seyitgazi taraflarına kadar olan bölgenin asker toplama ve yetiştirme işlemlerini İnhisar beyliği üstlenmiştir. İnhisar merkezinde asker kaçaklarının ve suçlularının yargılandığı, kervanların konakladığı büyük konaklama evleri olduğu söylenir. Yaşlıların naklettiğine göre hükümet konağının bulunduğu yerde "Kırk Odalı Han" diye anılan büyük bir yapının bulunduğu bilinmektedir. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin Osmanoğulları tarihinde Söğüt’ün doğusunda Koca Göbekli Hasan Ağa’nın hanı olarak anlattığı ve tarihçinin belirttiği gibi, yeri tespit edilemeyen o hanın İnhisar’daki "Kırk Odalı Han" olduğu sanılmaktadır. Bu ve bunun gibi eserler gerek İstiklal Harbi esnasındaki yangınlarla ve gerekse daha önceki tarihlerde yok olmuşlardır. Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlıların, köyü işgal etmiş olmaları nedeniyle halk Sakarya nehrinden geçerek karşı köylere sığınmıştır. Hisar’a yerleşen düşmana karşıdan baskınlar düzenlenmiş, Türk ordusunun gelişiyle beraber düşman kaçarken köyün tamamını yakmıştır. İşgalden kurtulduktan sonra köy yeniden imar edilmiştir.İnhisar kentinin mevcut yerleşim alanının 1850'li yıllarda kurulduğu sanılmaktadır. Ağaların mezarlığı diye adlandırılan güney bölgesinde bulunan mezarlık ve camiinin bu tarihlerde yapıldığı sanılmaktadır. Merkez Camii 1890 yılında yapılmıştır. Şimdiki Cumhuriyet Meydanından yamaçlara doğru gelişmiştir. O yıllarda üzüm, şarapçılık kentin geçim kaynağıdır. Kent 1990 yılında Merkez Camii arkasında gelişmeye başlamıştır. GÖLPAZARI : Gölpazarı ilçesi göç yolları üzerinde bulunduğu için çok eski zamanlardan itibaren milletlerin uğrak yeri haline gelmiş çok çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Doğu Roma ve son olarak Osmanlı Beyliğinin eline geçerek Türk hakimiyeti altına girmiştir. Tarihte Bithinya bölgesi olarak bilinen ve Gölpazarı’nın da içinde bulunduğu bölgede ilk olarak Hititler devlet kurmuştur. Ancak bu devletten günümüze gözle görülür bir tarihi eser kalmamıştır. Hititlerin ardından Sakarya Nehri çevresinde başkent Gordion olmak üzere devlet kuran ünlü Midas Efsaneleri sayesinde dilden dile dolaşan Phrylerin (Frigya) yaklaşık 300 yıllık Orta Anadolu yaşamlarında, Gölpazarı’nın da önemli bir yeri vardır. Ne yazık ki Gölpazarı’nı da içine alan ve günümüzde de tam olarak yazıları çözülemediği için Frig Uygarlığı hakkında pek az şey bilinmektedir. Bu topraklar Phrygler’in yıkılmasının ardından Batı Anadolu’da hüküm süren Lidya Devleti’nin eline geçmiş. M.Ö. 546da Lidya Devleti’nin Persler tarafından ortadan kaldırılmasıyla bir dönem Pers İmparatorluğu’na da ev sahipliği yapmıştır. M.Ö. 3. yüzyılın başlarında Bithinya Krallığı kurulmuştur. M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından idare edilen bu bölge, Roma İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine Bizans Devleti’nin idaresine geçecektir. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlar, doğudan batıya bütün Bizans topraklarını fethetmişler, böylece Anadolu Türklerin yurdu haline gelmiştir. Alparslan’ın komutanlarının Anadolu’da ilk Türk beyliklerini kurmalarıyla başlayan Anadolu tarihimiz, 1075 yılında İznik’te Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından kurulan Anadolu Selçuklu Devleti’yle devam etmiştir. Malazgirt Meydan Muharebesi sonrası dönem içersinde Anadolu’ya doğudan gelen Türk boyları yerleşmeye başlayacaklardır. Anadolu Selçuklu Devleti doğudan gelen Türkmenleri iyi savaştıkları için sınırları korusunlar diye uçlara yerleştirmiştir. Bunlara daha sonra uç beyliği denilecektir. Bu dönemde gelen Türk boylarından Bayat ve Beğdili boyları da yurt olarak Gölpazarı topraklarını seçmişlerdir. Günümüzde bu isimle anılan köylerimiz mevcuttur. Gölpazarı, Osmanlı Beyliğinin kuruluş yıllarında, Köse Mihal’in beyi olduğu Harmankaya Tekfurluğu’na bağlı idi. Daha sonra Köse Mihal’in müslüman olup Osman Bey’in hizmetine girmesiyle Harmankaya bölgesiyle birlikte Gölpazarı toprakları da Osmanlı Beyliği’ ne katılmış oldu. İlçemiz Osmanlılar zamanında RESULŞEL, DÖNEN, AKÇAOBA, AKÇAOVA gibi adlar almıştır. İlçenin Osmanlılara katılmasından sonra güney yönünde bulunan gölün kenarında büyük bir kır pazarı kurulmuş ve bu yüzden GÖLPAZARI adını almıştır. Küçük Yenice köyünün batısında Sakarya nehri kıyısında ayak kalıntıları olan bir taş köprü bulunduğu ve İstanbul-Bağdat yolunun buradan geçtiği söylenmektedir. Osmanlılar döneminde çeşitli Türk Eserleriyle süslenmiş olan Gölpazarı, Bursa (Hüdavendigar) sancağı sınırları içinde Bilecik (Ertuğrul ) kazasına bağlı bir bucak iken, 1926 yılında Bilecik iline bağlı bir ilçe olmuştur. Kaynak: http://www.golpazari.bel.tr/ PAZARYERİ : Pazaryeri'nin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. İlkçağlarda "BİTHİNİA" denilen bugün Bursa, Bilecik, Kocaeli topraklarını kapsayan bölgenin güney batı bölümünde yer alıyordu. Roma döneminde Anadolu'nun içinden gelip Bursa'ya giden Roma yolu Pazaryeri'nden geçerdi. Bu yolun geçtiği yerler halen yöre halkı tarafından "BAĞDAT YOLU" veya "İPEK YOLU" olarak bilinir. Roma döneminden kalma antik eserlere Fıranlar, Ahmetler köyleri ve Doğanlar mevkiinde rastlanır. Bizans döneminde, Pazaryeri "BİTHİNİA THEMAKİON" bölgesinde "ARMENO KASTRON" adlı bir yerleşim birimiydi. Bu ismin anlamı "Ermeni Kalesi”dir. Fakat bu bölgede Ermeniler yaşamamıştır. "ARMENO" ismi Ahi dağlarının antik ismidir. Bu isim Anadolu'nun yaklaşık M.Ö 3000–2000 yılları arasında yaşamış "LUVİ" halkının konuştuğu dilde "Aytanrısı Ülkesi"dir. Bizanslılar bu dağların geçit bölgelerine haberleşme ve gözetleme kuleleri yaptığı için bu ismi vermişlerdir. Kayı aşireti 1232 yılında Söğüt'e yerleşir sonra Ertuğrul Gazi' yaylak olarak verilen Domaniç yaylasına giden en kısa yol Pazaryeri'nden geçmekte idi. Osman Bey Osmanlı devletini kurduktan sonra İnegöl'e (ANGELO KOMA) ve verimli ovalara ulaşmak ve fethetmek amacı ile batıya yöneldi."Ermeni Derbendi" denilen bugünkü Pazaryeri'nin civarından geçen yolu kullandı. Bu isim Osmanlılar tarafından Ahı dağına verilen "Ermenek" isminden geldiği sanılır. Adı geçen yol Söğüt-Bozüyük'ten gelir "Karani Derbendi"nden (Bu derbent bugün Pazaryeri'ne bağlı Karaköy civarındadır.) geçip Pazaryeri'ne vardıktan sonra Ahi Beli/Büyük Derbent/Nazif Paşa köyü civarında Ahi dağını kuzeyden aşardı. Küçük Derbent/Bahçesultan köyünden geçerek Kurşunlu yolu ile İnegöl'e ulaşırdı. Osman Bey buraları fethettikten sonra III. Oğlu olan Yahşi Pazarlu Bey'e iskan ve idare etmesi amacıyla Pazaryerini ve havalisini verdi. Bu bölgenin ismini Yahşi Pazarlu Bey kendi adını taşıyan "PAZARLUCUK" ismi ile değiştirdi. Bu isim zamanla "Pazarcık"a dönüştü. Osmanlılar döneminde önemli ticaret ve askeri yolların üzerinde olduğu için Avrupalı seyyahlar Anadolu'ya giderlerken Pazaryeri'nden geçerlerdi. 17.yy'da İran seferine çıkan IV. Murat’ın sadrazamı Kara Mustafa Paşa ordusu ile birlikte askeri yol üzerinde olan Pazaryerine uğramış ve konaklamıştır. Buraya kendi adını taşıyan cami ve külliyeyi yaptırmıştır. Fakat bu cami Yunan işgali sırasında yıkılmış yalnız tarihi minaresi kalmıştır. Caminin yerine yenisi yapılmıştır. Pazaryeri 19. yy'ın sonlarına kadar Hüdavendigar (Bursa) livasına (vilayet) bağlı bir nahiye idi. 1852te (H.1301) Pazarcık adı ile Ertuğrul (Bilecik) livası merkez kazasına bağlı nahiye merkezi oldu. Rumeli'den Kafkaslardan gelen göçmenlerin ve Yörüklerin buralara iskan edilmesiyle Pazaryeri'nin nüfusu artmış. Çok renkli ve gelişmiş bir kültür alt yapısı oluşmuştur. Kaynak: http://www.pazaryeri.bel.tr/index.php/pazaryeri/tarihce OSMANELİ : Osmaneli, İstanbul-Bağdat-Mekke yolu üzerinde bulunmaktadır. Avrupa’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Avrupa’ya giden kavimler, ordular ve aşiretler buralardan geçmişlerdir. Hititler, İyonlar, Yunanlılar, Traklar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılara ait tarihi kalıntılar bulunması; Osmaneli’nin çok eskiden beri yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Osmaneli’nin hemen kuzeyinden akan Göksu çayı, ilkçağlarda Mela ya da Gallos Aşağı Sakarya’nın bir kolu olan bu ırmağın kaynakları antik Modrene kenti yakınlarında olup Adapazarı’nın biraz kuzeydoğusundan Sakarya’ya kavuşan bugünkü Mudurnu çayıdır.) adıyla anılıyordu. Bu nedenle kentin ilk adı Anadolu’nun yerli halklarından Luwilerin dilinde Melawana, Mela halkının kenti olarak anılmıştır. Helenleşme çağında kentin adı Melagina’ya dönüşmüştür. Daha sonraki dönemlerde Lefke olarak tanınan kent, ismini eski Helence Leukai “AKKAVAKLIK” deyişinden almıştır. Sözcük LEFKE olarak söylenmekteydi. Kent adının Luwice olmasından, en azından M.Ö.2000’li yıllardan beri yerleşime sahne olduğu sanılmakla beraber, ilçe yakınlarında bulunan (istasyon mevkii üzeri) Trak mezarı kalıntısından da anlaşılacağı üzere yerleşimin kesin olarak M.Ö. 1000 yıllara uzandığı söylenebilir. İlk Çağ’da küçük bir kent olan Osmaneli, Ortaçağ’da önemli bir merkez oldu. İstanbul’dan Arap ve İran sınırına giden en önemli Bizans sefer yolu üzerindeydi. İznik ve Kastamonu yönünden gelen ana yolların merkezinde önemli bir konaklama yeri olmuştur. İznik’in doğu yönündeki kent kapısının adı LEFKE kapısıdır. Bu da İznik’ten doğuya giden yol üzerindeki ilk merkezin Lefke olduğunu göstermektedir. 1308 yılında Osman Gazi tarafından fethedilerek Mekece ile birlikte Lefke de Osmanlı ülkesine katılmıştır. Osmanlı döneminde önemli bir geçit yeri olmuş, ticari, seferi ve Hac yolu üzerinde menzil noktası olarak önemini korumuştur. Lefke’ye İstanbul’dan gönderilen Cebecioğlu adlı bir yeniçeri ağası serdar olarak atanmış ve uzun yıllar bu aile tarafından yönetilmiştir. EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’NDE LEFKE’Yİ ŞÖYLE ANLATIYOR “Köy halkı buraya Lefke derler. Bursa toprağında ve eski Bursa krallarının yapısındadır. Sonra Osmanlıların ilk beyi olan Osman bey burayı Rumlardan almıştır. Kalesi dört köşe, küçük harap ve viranedir. Kendisi 150 akçalık kazadır. Yetmiş pare kadar köyleri vardır. Kadısına senede üç kese has olunur. Ayrıca hekimi vardır. Şehri Sakarya kenarında olup bağlı bahçeli, altıyüz evli, beş camili, dört hanlı, hamamlı, mektepli, küçük çarşılı şirin bir kasabadır. Sipahi kethüda yeri, yeniçeri serdarı vardır. Nakib-ül-eşrafı (hükümetçe tayin edilen din işleri memuru) ve şeyhülislamı yoktur. Lakin bilginleri ayan eşrafı vardır. Birer buçuk okka gelir sulu Ayvası olur ki, Allah bilir dünya yüzünde benzeri yoktur. Ayva perverdesi (Ayva şırasından yapılan tatlı), Ayva reçeli dünyaca meşhurdur. Sakarya üzerinde uzun ve ahşap büyük bir köprüsü vardır ki ibretle seyrolunur.” Bu şirin yerleşim, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in anısına saygıyla, 1913 yılında OSMANELİ adını almıştır. Kurtuluş savaşında İstanbul ile Ankara arasında bir geçit yeridir. Bu yıllarda kurtuluş savaşımızın bazı ünlüleri Geyve-Osmaneli demiryolunu kullanmış, burada konaklamışlardır. Lefke işgalden Abdurrahman ÖZGEN komutasındaki Kuva-i Milliye süvarilerince kurtarılmıştır. Lefke, Osmanlı döneminden beri önemli ipekböcekliği merkezi olmuştur. İpekböcekçiliğinin çok yaygın olmasına istinaden yerleşimin adının “İPEK İLİ” olması da düşünülmüştür. Osmaneli, 30 NİSAN 1926 yılında BİLECİK iline bağlı bir ilçe olmuştur. Kaynak: http://www.osmaneli.bel.tr/index.php/osmaneli/tarihcemiz Tarihi Osmaneli Evleri / Hamidiye İdadisi Bilecik Ulaşımı Demiryolu : Bilecik İli coğrafi konumu itibariyle Marmara Bölgesi’nin Anadolu’ya açılan kapısı niteliği taşımaktadır. İstanbul-Ankara demiryolu bağlantısı üzerinde bulunan Bilecik İli, İstanbul-Eskişehir karayolunun 236. km sinde yer almaktadır. İstasyon Bilecik Merkezine 5 km mesafededir. Şehiriçi dolmuşları 5 dakikada bir şehir içine hareket etmektedir. Havayolu : İlimizde havayolu bulunmamaktadır. En yakın havayolu Bursa ili, Yenişehir İlçesinde İlimize 50 km mesafededir. Karayolu : İl’in komşu illere ve Marmara Bölgesi’nin diğer illerine olan karayolları mesafeleri; Bilecik Merkez’in başkent Ankara’ya olan karayolu mesafesi 313 km, İstanbul İli’ne olan mesafesi ise 250 km’dir. Komşu il merkezlerinden en yakın il merkezi olan Eskişehir’e uzaklığı 80 km, aynı zamanda bölge ili olan Bursa İl Merkezi’ne uzaklığı 95 km olup, diğer komşu il merkezlerinden kuzeyde Sakarya’ya 102 km, güneyde Kütahya’ya 110 km, kuzeydoğuda Bolu’ya ise 216 km mesafede yer almaktadır. BİLECİK İLİNİN İLÇELERİNE UZAKLIĞI BİLECİK-BOZÜYÜK 34 Km. BİLECİK-GÖLPAZARI 42 Km. BİLECİK-İNHİSAR 56 Km. BİLECİK-OSMANELİ 32 Km. BİLECİK-PAZARYERİ 30 Km. BİLECİK-SÖĞÜT 30 Km. BİLECİK-YENİPAZAR 81 Km. BİLECİK'TE FAALİYET GÖSTEREN OTOBÜS FİRMALARI VE HAREKET SAATLERİ ÖZ BİLECİK SEYAHAT Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 84 14 - 55 51 Hareket Saatleri BİLECİKT'en BURSA'dan 07.30 07.30 09.00 09.00 10.30 10.30 12.00 12.00 13.30 13.30 15.00 15.00 16.30 16.30 18.00 18.00 19.30 19.30 BİLECİK'ten İNEGÖL'den 08.30 08.30 12.30 12.30 16.30 16.30 19.30 19.30 KAMİL KOÇ Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 21252 53- 52 54 Hareket Saatleri BİLECİK’ten 13.00 Antalya 15.00 İstanbul 16.00 Antalya 17.30 İstanbul 23.00 Anamur 00.30 Alanya 00.30 İstanbul 01.30 Fethiye-Kaş BUZLU Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 12 73 Hareket Saatleri BİLECİKT'en - ESKİŞEHİR'e 09.00 19.15 12.15 20.15 13.15 21.15 14.15 22.15 15.15 23.15 16.15 04.45 17.15 05.45 18.15 BİLECİKT'en - İSTANBUL'a 08.30 16.00 10.00 17.00 11.00 18.00 12.00 19.00 13.00 20.30 14.00 01.45 15.00 02.45 İSMAİL AYAZ Bilecik Otogar Tlfn:228 212 90 00- 228 4442626 Hareket Saatleri İSTANBUL'dan - ESKİŞEHİR'e 06.00 16.00 07.00 17.00 08.00 18.00 09.00 19.00 10.00 20.00 11.00 21.30 12.00 23.00 13.00 24.00 14.00 01.00 15.00 ESKİŞEHİR'den - İSTANBUL'a 06.00 16.00 07.00 17.00 08.00 18.00 09.00 19.00 10.00 20.00 11.00 21.30 12.00 23.00 13.00 24.00 14.00 01.00 15.00 02.00 YÜKSEL TURİZM Bilecik Otogar Tlfn: 0.228 212 43 85 Ali ÖKSÜZ Firmalar Yüksel Trizm Yalova Seyehat Kütahyalılar Göltur Seyehat Denizli Seyehat Pamukkale Seyehat Aksel Seyehat Kütahya Astur Kontur Seyehat Bilecik'ten;Söğüt-Gölpazarı-Yenipazar-Pazaryeri ilçelerine ulaşım için; Tlfn: 0 228 212 43 85 Bilecik'ten; Bozüyük İçin; Tlfn: 0 228 212 76 15 Bilecik'ten Osmaneli için ; Tlfn: 0 228 212 58 03 http://www.bilecik.gov.tr/default_B0.aspx?content=297 Denizyolu : İlimizde Denizyolu bulunmamaktadır. Tarihi Osmaneli Evleri Bilecik Yeryüzü Şekilleri ve Bilgileri Sakarya Nehri : [Nehir] , Nehir kenarlarında seracılık çok gelişmiştir. Piknik, kamp ve karavan turizminin yanında amatör balık avcılığı da yapılmaktadır. Nehrin il sınırları içindeki uzunluğu 80 km.dir. KAMÇI YAYLASI : [Yayla] , Pazaryeri ilçesinin Bozcaarmut köyü yöresindeki yayla çam ormanları ile önem taşır. Kamp ve dinlenme yeri olarak kullanılmaktadır. DODURGA BARAJ GÖLÜ : [Baraj Gölü] , Bozüyük ilçe merkezine yaklaşık 20 km. uzaklıkta Dodurga kasabasının 2 km güney batısında yer alan DSİ’ye ait baraj ve çevresi dinlenme ve kamp yapmaya elverişlidir. KIZILDAMLAR BARAJ GÖLETİ : [Baraj Gölü] , İlimiz Merkez Kızıldamlar köyünden 9 km mesafe de bulunan Baraj Göleti sulama hizmeti vermektedir. KINIK ŞELALESİ : [Şelale] , Bilecik-Bursa karayolunun Kınık köyü Alamandere mevkiinde bulunan şelalenin il merkezine uzaklığı 25 km.'dir İNHİSAR MAĞARASI : [Mağara] , İlçe merkezindeki İnkaya tepesinin kuzey yamacında bulunan mağara Sakarya nehrine ve İnhisara tepeden bakmaktadır. 350 metre rakımı olan mağaranın uzunluğu 170 m, derinliği ise 40 m'ye ulaşmaktadır. ÇİÇEKLİ YAYLA : [Yayla] , Bozüyük İlçe Merkezine yaklaşık 32 km. uzaklıkta yüksekliği 1906 metre olup, Endemik bitki “Çimtien” sadece Çiçekliyayla’da yetişmektedir. SOFULAR YAYLASI : [Yayla] , Bozüyük ilçe merkezine 25 km. uzaklıktaki çam ve köknar ağaçlarıyla kaplı olan yaylanın yüksekliği 1600 metredir .Kış ve yayla turizmi açısından önemli olan yayla 104 ha açık alana sahiptir. GÜNYURDU BARAJ GÖLÜ : [Baraj Gölü] , 2007 yılında sulama amaçlı yapılan gölet hem doğal güzelliği hem de olta balıkçılığı açısından ilimizin en nadide mesire yerlerindendir. KÖMÜRSU YAYLASI : [Yayla] , Bozüyük ilçe merkezine 28.km. uzaklıkta Köknar, Karaçam,Kayın,Ardıç ağaçları ve envai çeşit çiçeklerle kaplı olan yayla kamp ve trekking turizmi amaçlı kullanılmaktadır. SUUÇTU ŞELALESİ : [Şelale] , Yenipazar ilçesi, Yukarı Çaylı Köyündeki şelalenin çevresi ilgi çekicidir. Hafta sonları piknik alanı olarak kullanılmaktadır. YENİPAZAR GÖLETİ : [Baraj Gölü] , İlçe Merkezine 3 km mesafede bulunan gölet sulama amaçlı yapılmış, olta balıkçılığına da elverişlidir. Pelitözü Göleti : [Gölet] , Etrafı çam ağaçları ile kaplı olan gölet, il merkezine 7 km. uzaklıktadır. Ulaşım kolaylığı ve geniş bir alana sahip olması nedeniyle özellikle hafta sonları büyük ilgi görmektedir. HARMANKAYA KANYONU : [Kanyon] , Bir doğa harikası olan kanyonun uzunluğu 3 km.yi bulmaktadır. Özellikle dağcıların ve trekking yapmak isteyenlerin uğrak yeri olan kanyon, ildeki keşfedilmemiş gizli turizm hazinelerindendir. Sakarya Nehri Bilecik tarihçesi BİLECİK İSMİ NEREDEN GELMEKTEDİR? İlin bilinen eski isimleri arasında Agrilion ve Belekome’yi görmekteyiz. Prof. Dr. Bilge UMAR “Bithynia” adlı kitabında Agrileion / Belo Kome / Bilecik adı hakkında şu açıklamayı yapmaktadır: “Agrilion/Agrileion adının öz biçiminin Akr(a)-ilion olduğunu kesin güvenle görebiliyoruz. Bu, ‘dorukların boğaz yeri’ anlamını belirtir. Bilecik kentinin atası olan yerleşimin son Bizans çağındaki adının Belo Kome olduğunu bilmekteyiz. Yani o kome (köyün) lokalizasyonu konusunda bir duraksama yoktur; köy, tarihçi Pakhymeres’in yapıtında anılmaktadır. Fakat Belo adının o dilde bir anlamı yoktur. Ramsay’e göre (s.227 No.17) Belo Kome adı, Türkçe Bilecik adının Rum ağzına uydurulmuş biçimidir. Oysa Bilecik sözcüğünün sondaki –cik takısı dışında Türkçeyle bir ilgisi yoktur. Türkçede anlamı yoktur. Bele Kome adı (Vilo Komi okunur), bazı bilgi kaynaklarımızda, örneğin (Devlet yayını) Türk Ansiklopedisi’nin Bilecik maddesinde, Bele Kome diye aktarılıyor. Bele (Vile) adının Türk ağzından önce Vile-cik, sonra Bilecik olması doğaldır. Bu ad, Thrak kökenli Bithyn dilinden ya da (yine Thrak kökenli) Phyrg dilinden gelmiş olmalıdır. Gerçekten, Bizans İmparatorluğu’nun Thrake (Trakya) ilinde, Iustinianus döneminde (527–565) kurulan bir kale, Beledina adını taşıyordu.” Aynı şekilde Anadolu’yu gezen A. Körte, şehrin 2,5 km. güney-batısına düşen Selöz yolu üstündeki Beşiktaş tepede kurulu Agrilium isimli bir kentten söz etmektedir. Yine yöreyi gezen Goltz da Beşiktaş tepedeki nekropol (mezarlık) ve yolun solundaki antik kentten söz ediyor. Beşiktaş tepede bulunan birkaç arkeolojik kalıntı (anıt mezar, tümülüs, aquadükt, su kanalı), özellikle bir lahit (Koç Müzesi’nde bulunan Beşiktaş Lahdi) ile Gülümbe Agrilium kentini kanıtlar niteliktedir. Daha sonraki dönemlerde Bilecik’i bir Bizans kenti olarak görüyoruz. Doğu Roma (Bizans) döneminde Belekoma ismiyle bilinen kent, şimdiki Bilecik’in doğusunda, Hamsu ve Tabakhane dereleri arasındaki bir kaya çıkıntısı üzerinde inşa edilen kale çevresinde kurulmuştur. Bilecik adının nereden geldiğiyle ilgili halk arasında da söylene gelen farklı hikâyeler vardır. Şöyle ki; Anadolu’ya doğudan gelen bir topluluk Bilecik yöresinde kendilerine bir yerleşim yeri arar. Kentin kurulacağı yeri belirleyip temellerini kazarken ilginç bir olayla karşılaşırlar; kullandıkları araçların bıraktıkları yerden başka bir yere taşınmış olduğunu görürler. Aynı olay birkaç kez tekrarlanınca topluluğun yaşlı üyelerinden biri araçların bulunduğu yeri göstererek “bileydik” kentin temellerini buraya atardık” der. Söylentiye göre bu ‘Bileydik’ sözcüğü zamanla değişerek Bilecik olmuştur. Yöredeki yaşlıların anlattığı ikinci bir söylentiye göre de; Osman Bey, çevredeki kasabaların fethine çıkmadan önce yiğitlerine ‘kılıçlarını iyi bileylemelerini’ söylermiş. Böylece Osman Gazi’nin ‘bileyleme’ sözü zamanla değişmiş ve Bilecik olmuştur. ANTİK ÇAĞDA BİLECİK Bilecik’te ilk yerleşim M.Ö 3000 yıllarına kadar uzanmakta ve günümüze kadar kesintisiz bir şekilde gelmektedir. Anadolu’da Tunç Çağına geçiş sürecinde önemli bir yeri olan Bilecik’ten İ.Ö.3000’lerde tunç yapımı için kalay çıkarıldığı bilinmektedir. Nitekim Bilecik ve çevresinde birer Tunç Çağı yerleşimi olan höyüklerin ve arkeolojik alaların varlığı bilinmektedir. Merkezde Yıllık Höyük, Bozüyük ilçesi Dodurga kasabasında Çokçapınar Höyük ve Gavurtepe, Söğüt ilçesinde Oluklu Höyük ve Zemzemiye Köyü Arkeolojik Buluntu Alanı olarak bilinen yerlerde Tunç Çağı’na ait kalıntıların varlığı gözlemlenmektedir. Siyasi ve kültürel gelişimi, Anadolu’nun geneliyle paralellik gösteren il, M.Ö.2.binde Hitit, ardından da İ.Ö.1200’de Frig egemenlik bölgeleri içerisinde kalmıştır. Bu süreçte Bilecik, hem maden ticareti dolayısıyla hem de Trakya ve Anadolu arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle, hızlı gelişen bir yerleşim merkezi olmuştur. Frigler zamanında bölgeye hayat veren Sakarya ırmağının adı Sangarios (ulu ırmak tanrısı) olarak bilinmektedir. Bilecik’in yer aldığı bölge Phrygia Epiktetos, Trakyalı Bithynialılar ülkesi olarak adlandırılmıştır. M.Ö. 6. yüzyılda Anadolu’nun neredeyse tamamını istila eden Perslerin egemenliğinde Daskyleion Satraplığı’na bağlı olan bölge, Perslerin ortadan kaldırılmasının ardından kurulan ve merkezi Nicomedia (İzmit) olan Bithynia Krallığı’nın (M.Ö.280/M.Ö.74) sınırları içinde kalır. Bilecik’in bu yüzyıllardaki hayatı bağlı bulunduğu krallık dolayısıyla Bithynia bölgesinin genel tarihi içerisinde gösterilmektedir. Bithynia Kralı IV. Nikomedes, Roma’nın imkânlarından faydalanmak gayesiyle M.Ö.74 yılında Bithynia’yı Roma İmparatorluğuna bağlamış ve bu bölge Roma’nın Asya Eyaleti olmuştur. Bölgede Domitianus (M.S.81–96), İmparator Traianus (M.S.98–117), İmparator Hadrianus (M.S.117–138) dönemlerinde önemli gelişmeler sağlanmış ve Bilecik sınırları içerisinde bazı yerleşim yerleri kurulmuştur. Bilecik merkezinde, güneydeki Beşiktaş mevkiindeki dorukların boğazı anlamına gelen Agrilion (Akra-ilion) ve Pazaryeri’nde Armenokastron. Medetli ile Üyük Köyü civarında Chogeae, Selçik Köyü ile Osmaneli arasında Midum (Modrene). Çay Köy ile Himmetoğlu civarında Tottain (Tataovion) ve Attavion, Nesimhocalar ile Sarıhocalar köyleri civarında Protunica, Osmaneli ilçe merkezinde Leukai (Lefke), Çay Köy’de Dableis (Dablai),Arıcaklar Köyü yakınında Tataion ve Gölpazarı civarında Emporion (Pazaryeri) antik kentleri kurulmuştur. Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yılında ikiye ayrılmasıyla birlikte Bithynia Bölgesi ve Bilecik Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içerisinde kalmış ve Bilecik tekfurluk olmuştur. Bu dönemde de yeni yerleşimlerin kurulduğu ya da eski yerleşimlerin gelişerek yaşamını sürdürdüğü görülür. Belekome, Malagina ve Mesonesos önde gelen ve adlarına sık rastlanan Bizans yerleşimleridir. Abbasi Halifesi Harun Reşid döneminde (797 yılında) Bithynia bölgesinin diğer şehirleri gibi Bilecik ve Söğüt civarı da fethedilerek Abbasi idaresi altına girmiştir. Çevresi kale ile korunan Belekoma kenti, tarih içerisinde Bizanslılar-Emeviler ve Bizanslılar ve Abbasiler arasında bir kaç kez el değiştirmesine karşın bölgede Bizanslı Beyler egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Bilecik, Bizans’ın ileri bir karakolu olarak sık sık Selçuklu akınlarına hedef olmuş ve 11–13. yüzyıllar arasında Bizans-Selçuklu mücadelesine sahne olmuştur. OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞUNDA BİLECİK 1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu fatihi ve Anadolu Türk devletinin kurucusu Selçuklu Kutalmışoğlu Birinci Süleyman Şah’ın ordularınca Bilecik fethedilmiş; Birinci Haçlı Seferinde ise Bilecik yeniden Bizans tarafından alınmıştır. Selçukluların bir boyu olan Kayıların bir bölümü (400 çadırlık bir oba) Ertuğrul Gazi yönetiminde batıya doğru yer değiştirerek Söğüt ilçesi ve çevresine gelmişlerdir. Osmanlı vaka-i namelerinde Kayıların Söğüt ve çevresine yerleşme tarihi olarak 1230’lu yıllar gösterilmektedir. 1231 yılında İznik İmparatoru, Selçuklu sınırına tecavüz edince Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat Bizanslılara karşı bir sefer düzenlemiş, Ertuğrul Bey de bu sefere bir akıncı olarak katılmıştır. Selçuklu ve Bizans orduları arasında Sultanönü mevkiinde meydana gelen savaşın sonucunda Bizans ordusu yenilmiş, Karacadağ ve Söğüt dolayları Büyük Selçuklu Devleti’nin eline geçmiştir. I. Aleaddin Keykubat Belekoma (Bilecik) Tekfurunu vergiye bağlamış; savaşta büyük yararlıklar gösteren Ertuğrul Bey’e Söğüt’ü mülk, Domaniç’i de yaylak olarak vermiştir. Ertuğrul Gazi’nin 1281 yılında vefat etmesi ile oğlu Osman Bey’in yönetiminde Söğüt uç beyliğinin kurulması (1284) hem bölge hem de dünya tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Babasının yerine geçen Osman Bey 1286 yılında İnegöl yakınındaki Hisarcık kalesini Bizanslılardan alır; 1287 yılında da İnegöl Tekfuru’nu Domaniç yakınlarındaki İkizce’de (Erice) yenilgiye uğratır. Osman Bey ve silah arkadaşlarının Bizans Tekfurları ile olan savaşlarını izleyen Selçuklu Sultanı III. Alâeddin Keykubat büyük bir ordu ile Karacahisar önlerine gelmiş, Osman Bey’in kuvvetleriyle birleşerek Bizans’ın elindeki bu kaleyi kuşatmıştır. Kuşatma sürerken Selçuklu Sultanı geri döner. Osman Bey’e bir sancak, tuğ, âlem ve gümüş takımlı bir at göndererek Söğüt ve Eskişehir’i de içine alan bu sancağı Osman Bey’e verir. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Osman Bey ilk kez kendi adına hutbe okutmuştur ki (1289) bu olaylar Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk işaretleri olarak nitelendirilmektedir. O tarihlerde henüz Türklerin elinde olmayan ve bir Bizans kenti olan Bilecik’in Osman Bey tarafından fethi ise 1299 yılında Belekoma kalesinin ve Yarhisar’ın fethedilmesiyle olmuştur. Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış ancak 1402 yılında Ankara meydan savaşında Bayezid’in Timur’a yenilmesi sonucunda 2 ay kadar Timur’un hâkimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından geri alınmıştır. Bu tarihten sonra, Osmanlı yönetimi sırasında Bilecik giderek gelişmiş, ancak, şehrin kurulu bulunduğu alanın iskân için uygun olmaması daha hızlı gelişmesini engellemiştir. Bununla birlikte Bilecik, Bursa ve İznik’ten Eskişehir’e ve Anadolu içlerine giden yol üzerinde önemli bir konaklama ve dinlenme yeri olarak önemini korumuştur. Bilecik Trakya ve Marmara bölgelerini İç, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Ön Asya’ya bağlayan İstanbul-Bağdat demiryolu kenarında kurulmuştur. Roma ve Bizanslılar zamanında kent merkezinin küçük bir yer olduğu sanılmaktadır. Türklerin eline geçtikten sonra önem kazanmıştır. Osman Gazi’nin fethettiği ilk önemli kale olması ve Şeyh Edebalı Türbesi’nin burada bulunması, şehre olan ilgiyi artırmıştır. MİLLİ MÜCADELEDE BİLECİK Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Konferansı'nda kararlaştırılan Sevr Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti. Antlaşmanın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, İtilaf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve Nazilli'nin ardı ardına işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve antlaşma maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç olmuştu. Sultan Vahidettin'in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek antlaşmanın onanmasına karar vermişti. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, milli şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşması'nı 10 Ağustos 1920'de imzaladılar. Sevr Anlaşmasını ulu önder Atatürk ve yüce Türk Milleti hiçbir zaman kabul etmemişti. Nitekim Atatürk, idealist arkadaşlarının kılavuzluğunda Ankara'da çağdaş bir parlamento kurarak padişahı devre dışı bırakmış, özgürlük ve bağımsızlığa doğru bilinçle ilerlemekteydi. Karar kesindi; düşmana karşı bir ölüm kalım mücadelesi başlatılacak, düşman ülkeden atılacak ve peşinden modern bir Türk Devleti kurulacaktı. Anadolu’daki bu kararlı hareket, İstanbul’da padişah yönetiminde büyük bir panik yaratmıştı. Bab-ı Ali hükümeti Kuva-i Milliye hareketlerini bastırmaya çalışmış fakat bunda başarılı olamamıştı. Nitekim damat Ferit Paşa kabinesi bu yüzden istifa etmek zorunda kaldı. Yeni hükümeti Tevfik Paşa kurmuştu. Tarihi Bilecik Mülakatı (Görüşmesi) İstiklal Savaşında T.B.M.M. hükümeti ile İstanbul’da bulunan hükümet arasında ortaya çıkan ihtilafı gidermek amacı ile İstanbul’daki Tevfik Paşa hükümeti adına Dâhiliye Nazırı Ahmet İzzet Paşa, Ankara Hükümeti ile bir görüşme yapmak istedi. Görüşmenin Bilecik İstasyon binasında yapılması kararlaştırıldı. Heyetler 1920 yılının 5 Aralık günü Bilecik İstasyon Binası’nda bir araya geldiler. İstanbul Heyeti Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa, elçilerden Cevat Bey, Ziraat Nazırı Kazım Bey, Hukuk Danışmanı Münir Bey ve Hoca Fatih Efendi’den oluşmuştu. Ankara heyetine ise Mustafa Kemal Paşa başkanlık etmişti. Heyette İsmet Bey (İnönü) de bulunuyordu. Bilecik Mülakatından olumlu ve somut bir sonuç elde edilememiştir. Atatürk’ün Kendi Anlatımıyla Bilecik Mülakatı “Saygıdeğer Efendiler, müsaadenizle bu hikâyeyi şimdilik burada bırakacağım. Aynı günde, yani 5 Aralık 1920'de Bilecik istasyonunda bekleyen Ahmet İzzet Paşa Heyetine temas edeceğim: Hatırınızdadır ki, İzzet Paşa'nın istek ve teklifi üzerine, kendileriyle Bilecik'te görüşülmesine karar verilmişti. Heyet, ayın dördünden beri beni Bilecik istasyonunda bekliyordu. Bu heyet, İzzet ve Salih Paşa'larla elçilerden Cevat, Ziraat Nazırı Hüseyin Kazım, Hukuk Müşaviri Münir Bey'lerden ve Hoca Fatih Efendi'den kurulmuştu. Bilecik istasyon binasının bir odasında birleştik. İsmet Paşa da beraberdi. Görüşme şöyle geçti: Ben, ilk söz olarak ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti Başkanı’ diye kendimi tanıttıktan sonra ‘Kimlerle müşerref oluyorum?’ sorusunu yönelttim. Salih Paşa, benim maksadımı kavrayamadığı için, kendisinin Bahriye ve İzzet Paşa'nın da Dâhiliye Nazırı olduğunu söylemeye çalışırken, ben derhal, İstanbul'da bir hükümet ve kendilerini o hükümetin üyeleri olarak tanımadığımı; eğer İstanbul'daki bir hükümetin nazırları olarak görüşmek istiyorlarsa, kendileriyle görüşmekte mazur olduğumu bildirdim. Ondan sonra kimlik ve yetki söz konusu edilmeden görüşülmesi uygun bulundu. Konuşmanın bazı safhalarında, Ankara'dan bizimle birlikte gelen bazı milletvekili arkadaşları da bulundurdum. Birkaç saat süren konuşmadan, gelen kimselerin esaslı hiçbir bilgi ve kanaate sahip olmadıkları anlaşıldı. Sonunda, kendilerine İstanbul'a dönmelerine izin vermeyeceğimi ve beraberce Ankara'ya gideceğimizi bildirdim. II. İnönü Muharebesi (23 Mart/1 Nisan 1921): Birinci İnönü Savaşı'nda yenilen Yunanistan, kurulmakta olan Türk ordusunun gücünü görmüştü. Bu savaş Türklere moral ve itibar sağlamıştı. Bu bakımdan, Türk Ordusu'nun yeterince kuvvetlenmesine fırsat vermek istemeyen Yunanistan, Londra Konferansı'nın sonucunu beklemeden, yeni bir saldırıya hazırlandı. Kral hem itibarını kurtarmayı, hem de Türk Ordusu'nu yok ederek, Türkleri Sevr'i kabule mecbur edebileceğini umuyordu. İzmir'e yeni kuvvetler çıkartıp, Trakya'daki kuvvetlerinin de bir kısmını Anadolu'ya taşıyan Yunanlılar Lloyd George'dan da politik destek aldıkları için durumu kendileri için çok elverişli görüyorlardı. Hatta Albay Sarıyanis, Samsun ve Trabzon'a da asker çıkartılarak Türk Ordusu'nun iki ateş arasına alınmasını önerdi. Fakat bir milyar drahmiye ihtiyaç duyulan bu hayalden, "Bu kadar para İngiltere de bile yoktur." düşüncesiyle vazgeçildi. Yunanlılar lehine olan bir önemli durum, Türkiye'nin henüz iç güvenliğini sağlayamamış olması idi. Bir yandan 20–25.000 kişilik Pontus çeteleri, diğer yandan Koçkiri Aşireti'nin ayaklanması cephe gerisini tehdit ediyordu. Asker kaçakları olayları da yeniden çoğalmıştı. Salgın hastalıklar, yiyecek ve ilaç yokluğu Türk Ordusu'nu kırıyordu. Yalnızca soğuktan olan hastalıklardan 9.000'den çok asker bu kış içinde ölmüştü. Askerin sırtına giydirecek, sıcak tutacak elbise bulunamadığı için halk, evlerindeki kilimleri basit bir şekilde dikip orduya veriyordu. Bütün bu yokluklara rağmen Türk Ordusu inançla ve yılmadan hazırlanıyordu. Lloyd George, Yunanlıları uyarmak için, "Alınan önlemleri yeterli görüyorum, hiçbir şeyin talihe ve tesadüfe bırakılmaması gerekir. Çünkü yapılacak taarruz başarısızlığa uğrarsa bundan sonra Türklerle uyuşulamaz."diyordu. Yunanlılar 23 Mart'ta Bursa, Uşak, Eskişehir ve Afyon'dan üstün kuvvetlerle taarruza geçtiler. Buna göre Yunan ordusu yararına 7.375 tüfek, 485 ağır makineli tüfek,3079 hafif makineli tüfek, 116 top fazlalık vardı. Türk Ordusu yalnızca 400 kılıç fazlalığına sahipti. Yunan Ordusu'nun ateş gücü açıkça görünüyordu. Yunanlılar 24 Mart'ta Bilecik'i, 25 Mart'ta Pazarcık yöresini işgal edip İnönü mevzilerini sıkıştırmaya başladılar. 30 Mart'a kadar süren, zaman zaman süngü savaşı halini alan savaşlar sonucu önemli stratejik bir yer olan Metris Tepe Yunanlıların eline geçti. Yunanlılar Güney Cephesi'nde de Refet Bey komutasındaki birliklere saldırmışlar ve Afyon'u işgal ederek ilerlemişlerdi. Oysa Refet Bey yenilgi durumunda olduğunu görmemiş, İsmet Bey'e yardım için Ankara'ya başvurmuştu. Bu sıkışık durumda, T.B.M.M Muhafız Taburu (900 tüfek, 4 makineli tüfek) cepheye gönderildi. Bu kuvvetin gelmesiyle, güçlenen Türk ordusu 31 Mart 1921'de karşı saldırıya başladı. Türk ordusunun erleri ve subayları insanüstü fedakârlıklar göstererek, komutanlar ön hatlarda çarpışarak, Yunan Ordusu'na büyük kayıplar verdirdi. Bu sırada Ankara, savaşın sorumlusu İngiltere'ye sert bir nota verdi. Fakat daha İngiltere'nin yanıtı gelmeden, Yunan ordusu 1 Nisan tarihinde yenilgiyi kabul ederek çekilmeye başladı. Türk süvarileri Yunan Ordusu'nu takip etti. Refet Bey'in emrindeki süvariler düşman çekilişine ağır kayıplar verdirtti. Fakat Türk Ordusu'nun iki katı kuvveti olan Yunan Ordusu yeterince ezilip yok edilemedi. Savaşın geçtiği birçok Türk şehir ve kasabası tamamen tahrip oldu. İsmet Paşa, 1 Nisan tarihinde Metristepe'den Ankara'ya telgrafla Yunan Ordusu'nun yenilgisini bildirdi. M. Kemal Paşa İsmet Paşa'ya aynı gün verdiği yanıtta: "Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Savaşları’nda yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek azdır. Ulusumuzun bağımsızlığı ve varlığı, çok üstün yönetiminiz altında şerefle görevlerini yapan komutan ve silah arkadaşlarımızın duyarlılığına ve yurtseverliğine büyük güvenle dayanıyoruz. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz..." diyordu. İnönü Zaferi, 8 Nisan'da kazanılan Aslıhanlar Zaferi ile tamamlandı. Afyon yönünde ilerleyen Yunan ordusu, İnönü'deki kuvvetlerinin yenilip çekilmesi üzerine Afyon'u boşaltıp çekildiler. Yolda Aslıhanlar'da ağır bir yenilgiye daha uğradılar. Fakat Uşak'ta takviye aldıkları için Türk Ordusu ileri harekâtını durdurdu. İkinci İnönü Zaferi içte ve dışta büyük bir etki yaratmıştı. Türk halkının orduya güveni iyice artmış; İstanbul'da mitingler düzenlenmiş ve Kızılay'a para yardımları yapılmıştı. Veliaht Abdülmecit Efendi'nin oğlu da Anadolu Savaşı'na katılmak için İnebolu'ya gelmiş fakat isteği Ankara tarafından reddedilmişti. Dışta ise Yunanlılar ve İngilizler Türk Ordusu'nun gücünü kabul ettiler. Bu kadar kısa zamanda Türklerin bu derece güçlü bir ordu kurmasını mucize olarak nitelendirdiler. Alman ve Bulgar basını bu başarıya geniş yer vererek kendi halklarının moralini yükseltmeye çalıştılar. Fransız basını "Eskişehir Savaşı" adını verdiği bu savaşa geniş yer verdi. Türk başarısını övdü. Hatta bazı gazeteler, "Tek bir çözüm var: Samimiyetle Türklerin bağımsızlığını tanımak, İzmir'i Edirne'yi vermek..." diye yazarak büyük gerçeği dile getiriyordu. Türklerin bu savaşta 1.493 şehit, 2.740 yaralı ve 76 esir kayıplarına karşılık, Yunan Ordusu'nun kaybı 15.000'den çoktu. Bunların 6.000'i İnönü'de, 5.000'i Gündüzbey'de, 5.000'i de İnegöl-Pazarcık arasında öldürüldü. Ayrıca yüz kadar ağır, 200 hafif makineli tüfek ve önemli sayıda cephane, 10 otomobil, 2 uçak kaybettiler. Fakat düşman geri çekilirken, sivil halktan çok kimseyi öldürdü, köy ve kasabaları intikam için yaktı. Ankara, bu durumu tespit etmek için bir "Tahkikat Heyeti" gönderdi. Dış basından gözlemciler çağrıldı. Batı ve Doğu Trakya'da da Türklere karsı büyük baskı yapıldı. Türklere karşı Trakya'da katliam girişimleri İtilaf Devletleri'nin (İtalya ve Fransa) araya girmesiyle engellendi. CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİLECİK Kurtuluş Savaşından çok büyük yaralar alarak çıkmış olan Bilecik, savaşın getirdiği sosyal ve ekonomik çöküntü nedeniyle Cumhuriyet dönemine çok güçsüz başlamıştır. Bilecik halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş savaşından yanmış, yıkılmış; tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu, savaştan sonra 4.000’e kadar inmiştir. Savaştan önce Bilecik, bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkezi olup; şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunmaktaydı. Ancak, çıkan yangınlarda bu fabrika ve tesislerin tümü yanmıştır. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir. Cumhuriyet döneminde sosyal ve ekonomik yaralarını sarmaya çalışan Bilecik’in ilk gelişmesi tarım faaliyetlerde olmakla beraber bunu 1970 yıllarından başlayarak endüstriyel gelişme izlemiştir.Kaynak: http://www.bilecikkulturturizm.gov.tr/TR,69066/tarihce.html